• Reklam
Reklam
Kiralık Kalem

Kiralık Kalem

(Satılık değil ama)
[email protected]

RAMAZAN ORUCU VE İNSANCA YAŞAM

07 Mayıs 2021 - 12:30

Önümüzde, Kur’an’ın beyanıyla yıl içindeki en önemli, en bereketli, en hayırlı gece KADİR GECESİ ve ardından RAMAZAN BAYRAMI var. Ömrü olana tabi. Madem bu dünya âhiretin tarlasıdır, akıllı insan, en verimli mevsimde ekmeyi, dikmeyi önemser, buna özen gösterir. Bakınız ne diyor Bediüzzaman:

Ramazan'ın sıyâmı (ORUÇLARI), dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeye gelen nev-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mâl (İBADETLERİN VE GÜZEL DAVRANIŞLARIN SEVABI) bire bindir. (ÖYLE Kİ) Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; ... ...Ve Leyle-i Kadirde (KADİR GECESİNDE) otuz bin hasene sayılır. (TİCARETE VE KÂRA BAKAR MISINIZ! TABİ İNANMAYANLARA BU KONUDA BİR SÖZÜMÜZ OLAMAZ.)....... İşte, Ramazan-ı Şerif adeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet münbit bir zemindir.

Evet, her eylemin, her olgunun, her davranışın asıl önemi, âhirete, yani ebedî hayata bakan yanıyla ölçülür. Müslümansak bu böyledir. Dinimizin bütün emir, tavsiye ve yasakları öncelikle bu açıdan büyük hikmetler taşır. Ramazan orucunda olduğu gibi. Ama unutulmamalıdır ki insan için dünyada da bir yaşam süreci vardır. Ve insanlar, o sürecin de mutlu, huzurlu geçmesini, en azından sıkıntılarla, dertlerle, kaygılarla geçmemesini isterler. İşte dinimizin emir ve yasakları masaya yatırıldığında, bunu sağlaması açısından da müthiş hikmetler, güzellikler çıkar karşımıza. Ramazan orucunda da aynı durum söz konusudur. Yani aslında ahiret hayatımız için nice kârlar sağlarken dünya hayatımızın düzenlenmesinde, yani insanca yaşam için de çok önemli bir yönlendiricidir oruç. Öyleyse oruca dört elle sarılmalıyız. Çünkü bugün, insanca yaşayabildiğimizi söylemek pek mümkün değildir. Evet insanca yaşayabilmemizi sağlayacak her vasıtaya dört elle sarılmalıyız. Hattâ hepimizin güvenliği, huzuru ve mutluluğu için inanmayanları da oruç tutmağa zorlamak gibi bir fikir geçiyor aklımdan. Öyle ya onların da terbiyeli (eğitilmiş) olmaları lâzım; oruç onları da terbiye eder. Ama bu fikrimin gerçekleştirilmesi pek mümkün görünmüyor tabi.

Gelin biz yine bu konuda Bediüzzaman’ın neler dediğine bakalım ve birlikte anlamaya çalışalım:

{{ÜÇÜNCÜ NÜKTE
Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle (TOPLUM HAYATIMIZA, SOSYAL YAŞAMIMIZA BAKAN AÇISIYLA) çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsanlar maişet (ZENGİNLİK, GEÇİM DÜZEYİ) cihetinde muhtelif bir surette halk edilmişler. Cenâb-ı Hak, o ihtilâfa (FARLILIĞA) binaen, zenginleri fukaraların muavenetine (YARDIMINA) davet ediyor. Halbuki, zenginler fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. (EVET, GERİSİ HİKÂYE. MERDİVENLERDEN YUVARLANINCA NASREDDİN HOCA NE DEMİŞ: “BANA MERDİVENDEN YUVARLANMIŞ BİR ADAM BULUN, BENİM HÂLİMDEN ANCAK O ANLAR.”) Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. (HEY GİDİ ZENGİNLERRR! “BEN ÇALIŞTIM, KAZANDIM; O DA ÇALIŞSIN...” DİYEN ZENGİNLERRR!”) Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. (BURAYA BAKINIZ LÜTFEN! HERİF, GÖBEĞİ ŞİŞMİŞ, GERDANI SARKMIŞ; “ÇOK ŞÜKÜR. BİN ŞÜKÜR.” DİYOR VE HAKİKATEN ŞÜKRETTİĞİNİ SANIYOR. YOK ÖYLE YAĞMA, BİZE YUTTURURSUN AMA ALLAH’A HÂŞÂ! İNSANLARA ŞEFKAT, MERHAMET GÖSTERMEDİKÇE, YARDIM ETMEDİKÇE ŞÜKRÜN, HAKİKİ ŞÜKÜR OLMAZ.) Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir; ona karşı şefkate mükelleftir. (BU ŞEFKATİ DE KENDİ ÂLÎCENAPLIĞIN DİYE GÖSTEREMEZSİN AGA, ALLAH EMRETTİ DİYE YAPACAKSIN. HEM SEN KİMSİN Kİ... ELİNDEKİ MALI MÜLKÜ KİM VERDİ SANA?) (SOSYAL BARIŞA, HÜMANİZME BAKINIZ!) Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef (MUAVENETE MÜKELLEFSİN, YANİ YARDIMDAN SORUMLUSUN.) olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz, yapsa da tam olamaz. Çünkü, hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor. (EE N’ABER, İNSANCA YAŞAM MI DEMİŞTİNİZ?)

DÖRDÜNCÜ NÜKTE

Ramazan-ı Şerifteki oruç, nefsin terbiyesine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. (HEM DE NASIL! ÖZGÜRLÜK! ÖZGÜRLÜK! HÜRRİYET!) Hattâ, mevhum bir rububiyet (BABABABAK! BAK! NAMUSSUZ NEFSE BAK; ALLAH’A ABD OLACAKKEN, ALLAH’IN SIFATINI TAKINMAYA, RUBUBİYET TASLAMAYA KALKIYOR. FİRAVUN NEFİS! BİLİYOR MUSUNUZ, BUGÜNKÜ EĞİTİM SİSTEMİMİZDE, EN BAŞTA BAZI GERZEK ANA BABALAR VE SONRA MİLLÎ EĞİTİMDEKİ UYGULAMALAR DA NEFİSLERİ HEP BÖYLE FİRAVUNLAŞTIRMAYA HİZMET EDİYOR.) ve keyfemâyeşâ hareketi (YAVRUM FISTIK, KEYFİNE GÖRE TAKIL. HAYVANLAR DA ÖYLE YAPIYOR. O ZAMAN SENİN YAŞAMIN İNSANCA MI HAYVANCA MIDIR?)  fıtrî olarak arzu eder. (FITRÎ. ÇÜNKÜ FITRATIMIZA KONULAN O EĞİLİMLE İMTİHAN EDİLMEKTEYİZ.) Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan, dünyada servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmişse (BÜTÜN SERVET VE İKTİDAR SAHİBİ GAFİLLERE SELÂM OLSUN!), bütün bütün gasıbâne, hırsızcasına, nimet-i İlâhiyeyi hayvan gibi yutar. (KABRİN NURLA DOLSUN, MAKAMIN EFENDİMİZ’E KOMŞU OLSUN ÜSTAD, NE GÜZEL DEMİŞSİN: “HAYVAN GİBİ” İŞTE EFENDİM, BİZ HAYVAN GİBİ DEĞİL DE İNSAN GİBİ OLMAK PEŞİNDEYİZ, İNSANCA YAŞAMIN PEŞİNDEYİZ. ORUCUN BU KONUDA NASIL BİR ARAÇ OLDUĞUNU GÖRÜNÜZ.)

İşte, Ramazan-ı Şerifte, en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil, memlûktür; hür değil, abddir. (ALLLAAAH! MALİK DEĞİLİZ MEMLÛKÜZ... ALLAH’IN MALI MÜLKÜYÜZ. HÜR DEĞİLİZ, ALLAH’IN VE EMİRLERİNİN KULU, KÖLESİYİZ. ANASINI SATTIĞIMIN NEFSİ, NE HALT OLDUĞUNU ANLADIN MI? BU KONULARDA AL O ÖZGÜVENİNİ -haydi ayıp olmasın öyle söyleyelim- BURNUNA SOK!) Emrolunmazsa, en âdi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, mevhum rububiyeti (KENDİNİ TANRI SANMASI) kırılır, ubûdiyeti takınır, hakikî vazifesi olan şükre girer. (EYY ORUÇ, SEN NE MÜBAREK ŞEYSİN BE!) (İŞTE KÂMİL BİREY! İŞTE SOSYAL BARIŞ! İŞTE MUTLU VE HUZURLU TOPLUM!)

BEŞİNCİ NÜKTE
(BEN ÇOK UKÂLÂLIK, ÇOK TERBİYESİZLİK ETTİM. ÇENEM DURMAK BİLMEDİ. ARTIK SUSUYORUM. BEŞİNCİ NÜKTE’DE SİZİ KENDİ HÂLİNİZE, ESERLE BAŞBAŞA BIRAKIYORUM.) Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşâne muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve zevâle maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi, lâyemûtâne, kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedit bir hırs ve tamahla ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlıkını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez; ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.

İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere, zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor; midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin Firavunluğunu bırakıp, kemâl-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü mânevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır- eğer gaflet kalbini bozmamışsa!}}

Efendim, insanca yaşamın peşindeyiz. İslâm, aslında insanca yaşamın ta kendisidir. Eğer imanımız, şakadan değil, gerçek iman ise. Eğer İslâm’ı doğru öğrenebilmişsek ve onu gerçekten doğru yaşamaya çalışıyorsak. DİNSİZ BİR İNSANCA YAŞAM DÜŞÜNCESİNE VE PRATİĞİNE hayır. İnsanca yaşayabileceğimiz esenlik dolu hayırlı günler dilerim. Vesselâm.

YORUMLAR

  • 0 Yorum