• Reklam
Reklam
Kiralık Kalem

Kiralık Kalem

(Satılık değil ama)
[email protected]

İSİMLER KÜLTÜR VE EĞİTİM

11 Haziran 2021 - 13:07

Kullandığımız ad ve soyad(ı)lar, kültürümüzle, eğitimimizle çok ilgilidir.

Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Öyleyse isimlerinizi güzel yapın. (Ebû Dâvud)

Çocuğun babası üzerindeki hakları, ismini ve edebini (terbiyesini, eğitimini) güzel yapmasıdır. (Suyûtî, El-Câmi’u’s-Sağîr)

Çocuklara güzel isimler vermekle görevlendirilmişiz. Bu, çocukların anne ve öncelikle babaları üzerindeki haklarındandır. Biz de çocuğumuza güzel isim verme görevimizi, yerine getirmeliyiz ama bu arada ‘güzel isimler’ sözüyle neyin kastedildiğini de doğru anlamaya çalışmalıyız.” demiştim son yazımda.

Hangi açıdan bakılsa, isimlerle eğitim arasında çok derin bir ilişkinin olduğu ayan beyan görülebilmektedir. Ayrıca Tanzimat’tan sonra ve özellikle de Cumhuriyet’ten sonra yaşanan baş döndürücü, ölçüsüz ve kontrolsüz sosyal, kültürel değişimin de göstergesidir isimler. Bu konunun açık bir şekilde işlendiği bir eseri dikkatle okumanızı tavsiye ederim: Münevver Ayaşlı Hanımefendi’nin Pertev Bey’in Kızları adlı romanı. Salih’lerin, Saliha’ların, Fazıl’ların, Fazilet’lerin, Hikmet’lerin, Münevver’lerin, İsmet’lerin, Emin’lerin, Emine’lerin, Yunus’ların, Yusuf’ların, Âlim’lerin, Sabri’lerin yerlerini, Vural’lara, Savaş’lara, (Hatırlıyorum; bir zamanlar, bu iki ismi kendisinde meczetmiş üst düzey bir bürokrat vardı: Vural Savaş. Demek ki ebeveyni böylesi iki ismi çocuklarında birleştirmeyi uygun görmüşler.) Çetin’lere, Kaya’lara, Taşkın’lara, Aşkın’lara, Devrim’lere, Aleyna’lara, Simirna’lara, Samira’lara, Almira’lara, Melisa’lara, Karmen’lere bırakışları… ve bu sonuca götüren kültür dejenerasyonumuz, kitapta çok ibretlik bir şekilde anlatılıyor.

Bugün durum nasıldır bilmiyorum ama düne kadar isim koyma konusunda devletin mevzuatında abeslikler, yanlışlıklar, çelişkiler vardı. Bu mevzuatı uygulayanların bazılarının cahil ve biraz akıl fakiri olduklarını ya da dünya görüşlerinden dolayı, bazı kutsallara düşman oluşlarından dolayı, kasıtlı tutumlar içinde bulunduklarını ben bizzat gözlemlemişimdir. Ben edebiyat öğretmeniyim, en az 55 yıldır konuyla ilgiliyim, ‘Ahmed’i Ahmet, ‘Mehmed’i Mehmet şeklinde yazmaya zorlayan bir mevzuat nasıl nitelendirilir? Daha korkuncu, Yaşar Kemal’in yazdığı gibi ‘İnce Memet’ yazmak... Okunduğu gibi, söylendiği gibi yazmaksa kural; ‘tiren’, ‘sipor’, ‘pilan’, ‘dopink’, ‘puroğram’ ‘Edvart’, ‘Bop’, ‘Fıranko’ yazdığımızda niçin yazım hatası yapmış sayılıyoruz? Işıklar Askerî Lisesi’nde benim gibi öğretmen asteğmen bir arkadaşım vardı, adı Vitali Franko idi. T.C. vatandaşı ve vatanî görevini yapan bir delikanlı. Vitali ismi nüfus kâğıdında yazılıydı. Ama küçük kızım 1990’da dünyaya geldiğinde Aydın Nazilli Nüfus Müdürlüğü’nde (Türkçe değil gerekçesiyle) adını Âmine olarak yazdıramadım. Üstelik bu isme “Hayır.” diyen Nüfus Müdiresi hanımın ismi Hacer idi. (Saçmalığa bakar mısınız!) Hacer, bilirsiniz, Arapça kökenlidir ve ‘taş’ anlamına gelmektedir ve Hz. Hacer validemiz, Hz. İbrahim’in eşi, Hz. İsmail’in annesidir. Aslında hacı ve gayet iyi bir insan olan Hacer Hanım ille de tutturdu “Emine koyalım, mevzuat buna müsaade ediyor.” diye. Yahu kardeşim, ben edebiyat öğretmeniyim, Türk Edebiyatı’nın Yunusvârî bir Türkçeyle kaleme alınmış baş yapıtlarından Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inde bu isim bu şekliyle geçiyor, her mevlit okunuşunda da yani 15. yüzyıldan bu yana milyonlarca defadır tekrarlayıp duruyoruz! Böyle mevzuatın içine tüküreyim... Sonra İzmir’de, kızımın ismini niyetlendiğim şekliyle yazdırmam mümkün oldu şükür: Âmine.

Müslüman’ız elhamdülillah. İslâmiyet’in Arap yarımadasında doğuşu bizim elimizde olan bir şey değil. İslâm Tarihi’nin şeref levhalarını oluşturan, başımıza taç ettiğimiz o ilk dönemin şahsiyetleri, hâliyle hep Arap isimleri taşıyorlar. Bu, hiç kimsenin elinde olmayan, kaderî bir durum. Ancak o baş tacı ulu kişilerin isimlerini taşımak, inancımız gereği çok önemlidir. Özel isimlerin orijinal biçimleriyle kullanılmalarına kimsenin itiraz hakkı yoktur. Ya Müslüman olmayacağız (Allah esirgesin.) ya da o mübarek zevâtın isimlerini orijinal biçimleriyle oğullarımıza, kızlarımıza takacağız. Bunu ne devlet ne de görevlilerin cahillikleri veya işgüzarlıkları engelleyebilir. İsimlerle eğitimin ilişkisi burada da görülmüyor mu?

Üniseks isimler de çeşitli sıkıntılara neden olabiliyor. Deniz, Ege, Kâmuran, Kamer, Güneş… Hele bazen müennes olan yani dişil olan isimler erkeklere, müzekker olan isimler yani eril olan isimler kız çocuklarına veriliyor. Bence şansımızı zorlamamalıyız, böyle karışıklıklara neden olabilecek isimleri seçmekten kaçınmalıyız. İsim mi bitti sözlüklerde?

Bazen de telaffuzu çok zor isimler sıkıntıya sebep olabiliyor. Hani biraz da Arapça marapça mektepli isimleri oluyor da okumamış, benim gibi çoban kesimden insanlar ya da çocuklar telaffuz edemediklerinden komik durumlar çıkıyor ortaya. Bir örnek yazamayacağım, şimdi aklıma uygun bir örnek gelmiyor. İstemediğim zamanlar onlarca örneğe rastlarım da şimdi aklım durdu herhalde…

Hem canım, bunun örneklerini de siz bulun lütfen! Bulun ve bana da bildirin. Ne kadar tepkisiz ve teklifsizsiniz (önerisizsiniz mi demeliydim acaba). Yazılarımı okuyor musunuz, beğeniyor musunuz, neler düşünüyorsunuz, hiç bilemiyorum. Ağzınız var diliniz yok. Meselâ içinizden biri çıkıp da “Serdar Hoca, isimlerle ilgili bir çuval yazı yazdın ama ABDÜLCAMBAZ, İNEK ŞABAN, PARÇALA BEHÇET, KARAFATMA, ASİYE, BÜLENT ERSOY HANIM gibi isimlerden, MEMOlardan, İBOlardan, HURİŞlerden hiç söz etmedin.” diyerek bir teklifte bulunmuyor, bana yardım etmiyor, yol göstermiyor. Üzülüyorum doğrusu. Belki de okur gibi yapıp okumuyorsunuz yazılarımı. Ben de yazdıklarımın bir işe yaradığını zannediyor, uğraşıp duruyorum. Neyse.

Not: Bir okuyucum, beni matah birisi sanarak çocuğuna koyduğu isim hakkında düşüncelerimi sormuş. İsim, Onur.

Masanın başına kurulup ahkâm kesmek daima çok kolaydır. Ben de kendimi böyle kolaycı biri olarak hissediyor ve utanıyorum. Bendeniz, öğrendiklerimi hurda süzgecimden geçirip hep beraber yararlanalım diye kâğıda dökmeye çalışmaktayım. Benimki yalnızca yüksek sesle düşünmek. Yoksa benim, birisinin çocuğuna elbette iyi niyetle vermiş olduğu isim hakkında ne sözüm olabilir ki? Öğrendiğimiz kriterlere göre sakıncalı sayılabilecek bir isim vermiş olsa bile! En azından bunu söyleyebilecek kişi ben olamam, benim gibi birisi… hayır hayır. Bakın benim yaptığıma: Benden 16 yaş küçük kardeşim dünyaya geldiğinde babam rahmetli, beni adam yerine koydu da “Ne isim verelim?” diye sordu. O yaşın romantizmiyle “Serap” dedim. Babam da Serdar ve Serhat’a yakışıyor diye belki, kabul etti. Bugün pişmanlık duyuyorum, inşallah kardeşim hakkını helal edecektir. Nice güzel isimler varken…

Onur’a gelince... malum, “Onur”, esasen “şeref” karşılığı olan bir kelimedir ve ifade ettiği anlam çok değerlidir. Ancak iddialı bir isimdir ve çoğu zaman “gurur” ile özdeş veya kardeş gibi görülüyor. En azından birbirlerini çağrıştırıyorlar. Gurur’da nasıl bir sevimsizlik bulunduğunu ise hepimiz biliyoruz. Oysa isim verirken biraz mütevazı olmak, ismi verenin eğitim mantalitesi açısından bana daha güvenli geliyor. Asla genelleme yapamam ama çocuklarına Onur gibi birazcık iddialı isimler veren veliler, çocuğu eğitme ilke ve yöntemlerinde de biraz fazla demokrat, biraz fazla iyi, biraz fazla gevşek olabiliyorlar. Meslek hayatımda, Onur, Görkem, Emir, Efe, Ece, Ferzin, Gizem, Naz, Doruk, Bora, Özgür, Umutcan... gibi isimler taşıyan bazı talebelerin, öğretmenlerin işini biraz zorlaştırdıklarına da şahit oldum. İsim seçerken ortaya koyduğumuz yaklaşım şeklimiz tabi gencin kişiliğine de etki edebiliyor. Zaten benim konum da “isimler ve eğitim ilişkisi”. Değilse, o ismi taşıyan yavrumuzun onuruna ömrü boyunca halel gelmesin diye dualar ederiz. Ayrıca kendisine tevazu’nun anlamı ve kıymeti de öğretilecek olduktan sonra, Rabbimiz bize ve Vatan’a bağışlasın, deriz.

ÇOCUKLARA İSİM VERİRKEN BİLİNÇSİZLİĞE VE ÖZENTİLİ ABARTIYA hayır. Vesselâm.

R. Serdar ÖZMİLLİ

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Hüseyin Say
    1 ay önce
    Yeni Türk alfabesine geçildikten ve yeni yazım kuralları oluşturulduktan sonra kelime sonlarındaki b,c,d,g ünsüzlerinin p,ç,t,k şeklinde yazılması kuralı ve kararı üzerine "Şair-i Âzam" Abdülhak Hâmid Tarhan durumu, ironi ile ifade ederek "İsmimizin başındaki "ham"lık yetmiyormuş gibi ahir ömrümüzde arkamıza/kuyruğumuza bir "it" taktılar." der. "Ham-it"!..