Reklam
CEVAHİR KADRİ

CEVAHİR KADRİ

EDEBİYAT-KÜLTÜR-SANAT

İnciler Dizen Diller

06 Mart 2021 - 13:52

 

Allah bütün canlıları, nesillerinin devamı için bir dişi ve bir erkekten yaratmıştır. İlk insan Hz. Âdem’in yaratılmasının akabinde Havva anamızın yaratılması Yüce Yaratıcının “âdetullah”ındandır. İnsan denen varlığın, bir elmanın iki parçası, bir paranın birbirine yapışık ve ayrılamaz iki yüzü gibidir kadın ve erkek. Bundan dolayıdır ki insan kadın ve erkeğiyle bir bütündür, ancak bir bütündür. Yoksa bir yanı daima yarım kalır insanın.

 

Geçmişten günümüze akıp gelen bir zamanı afaki bir bakışla değerlendirdiğimizde, ona geniş bir perspektiften baktığımızda kadın ve erkeğin birleşiminden meydana gelen ve adına aile dediğimiz kurumun yaşadığı bir yer vardır: yuva. Yuvada aile yaşar ve aile, anne baba ve çocuklardan müteşekkil bir yapıdır. Bu en azından günümüz toplumlarında böyledir. Daha eski zamanlarda geniş aileler söz konusuydu. İletişim ve ulaşım şartlarının iyileşmesi, modern hayatın devreye girmesiyle anne, baba ve çocuklardan oluşan “çekirdek aile” dediğimiz bir yapı meydana geldi.

 

Aile dediğimiz kurumun sacayaklarından biri olan kadın, anne bu kurumda daha çok iç işlerinden sorumlu olagelmiştir. İstisnaları olmakla birlikte bütün milletlerde ve toplumlarda bu böyledir. Erkek, baba ise o kurumun dış işlerinden sorumlu tutulmuştur; iş bölümü buna göre yapılmıştır. Doğrudur, yanlıştır orası işin ayrı bir yönü.

 

Öğretmen anne

 

Okuma yazma bilsin bilmesin her anne başlı başına bir öğretmendir. Her ferdin “ana dili” vardır ama “baba dili” yoktur. İşte ana dilini çocuk annesinden öğrenmiştir, ona o dili öğreten annedir, annesidir. Dil öğrenme illaki yazı ile olmaz; konuşma esastır o dili öğrenmek için. Telaffuz dediğimiz, kelimelerin söylenme biçimleri ve o söylenmedeki sesin tınısı ile anlamı arasındaki ilişki sadece ve sadece konuşma ile, çocukluktan gelen konuşma ile mümkündür. Bundan dolayı bir dili sonradan öğrenenler, o dili -istisnaları olmak kaydıyla- daima “aksanlı” konuşur. Böylelikle kişinin konuştuğu dilin “ana dili” mi yoksa “sonradan öğrendiği dil” mi olduğuna hükmetmek çok kolaydır.

 

İnsan, insanla iletişim ve etkileşim hâlinde olduğu gibi insanın dışındaki varlıkla, çevreyle, diğer canlılarla da iletişimi ve etkileşimi söz konusudur onun. Bu iletişim ve etkileşim her insana göre farklılık arz eder. Bu farklılık kişinin ifadesine, kelime seçimine, söyleyiş biçimine de yansır. Neşet Ertaş Usta ne güzel söyler: “Kadınlar insandır, biz insanoğlu!

 

Şiire kadın dili değerse

 

Herhangi bir meselede zaman zaman o meseleye “kadın elinin değmesi” yönünde dileklerde bulunulur. Birbirinden bağımsız olarak yapılan bu tür açıklama be dilekler bir hakikatin ifadesi olarak karşımızda durmaktadır. Biz de diyoruz ki şiire, edebiyata “kadın dili” değmelidir. Yapılan araştırma ve incelemeler bize gösteriyor ki “kadın dili”nin şiir ve edebiyatımıza, günden güne artarak değmeye devam ettiği gözlenmektedir. Çok güzel bir gelişmedir bu.

 

Geçmiş zamanlardan günümüze dek adını duyurabilmiş, başarılı şairlerimiz yok değil.  Denemeleri ve romanlarıyla adını duyuran aynı zamanda akademisyen kimliğiyle de öne çıkan Nazan Bekiroğlu Hocanın bu konuda bir araştırması var. Bu araştırmasında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e değin kadın şairlerimiz arasında Zeynep Hatun, Mihrî Hatun, Ani Hatun, Fıtnat Hanım, Leylâ Hanım, Şeref Hanım, Âdile Sultan, Tevhîde Hanım, Feride Hanım, Hatice Nakiye Hanım, Sırrî Hanım, Münire Hanım, Fıtnat Hanım (Trabzonlu), Habibe Hanım, Hasibe Maide Hanım, Hatice İffet Hanım, Leylâ Hanım (Saz), Nigâr Hanım, Makbule Leman, İhsan Raif, Şükûfe Nihal ve Halide Nusret Zorlutuna isimlerine yer verir. (nazanbekiroglu.com)

 

Anılan kadın şairlerimizden, seçkilerde de ismini daha çok gördüğümüz Leylâ Hanım’ın bir na’tı vardır ki dizelerini nakış nakış işlemiştir. Na’tın ilk dizeleri şöyledir: “Bu cismim ateş-i aşkınla yansun Yâ Resûlallah,/ Dü çeşmim hâb-ı gafletten uyansun Yâ Resûlallah,// Gidüp boynumda zincirimle ben ol Ravza-i Pâke/ Görenler hep beni divane sansun Yâ Resûlallah” diyerek gözlerinin gaflet uykusundan uyanmasını ve vücudunun da Rasullah’ın aşk ateşiyle yanıp kavrulmasını söyler. Ayrıca kendisini bir (dünya meşgalelerini remzeden) zincirlerle boynu bağlanmış köle gibi düşünerek Medine’deki Ravza-ı Mutahhara’ya varmayı, kendisini böyle görenlerin de deli divane sanmalarını dilemiştir. Gazel nazım biçimiyle yazılan şiir “Kulun Leylâ’yı mahşer ehline Sen eyleme rüsvây,/ Günahından bu dünyada utansın Yâ Resûlallah” dileklerini içeren dizelerle sona erer.

 

Kadın şairlerimizin isimleri Tanzimat’la birlikte dergilerde açık imzaları ile yayımlanmaya başlar, Cumhuriyet’le devam eder. Cumhuriyet’in ilk yıllarında okuma yazama seferberliklerinin kızların okumalarının yaygınlaşmasıyla şairelerimiz de isimlerini ve eserlerini duyurmaya başlar.

 

Şairelerimiz seçkilerde

 

Geçen yüzyılın bilhassa son çeyreğinde yayınlamaya başlanan “şiir yıllıkları”nda kadın şairlerimizin isimlerini görmek mümkündür. Konuya hazırlık olması bakımından, bu yıllıkları ve şiir seçkilerini taradığımızda şöyle bir durum ortaya çıkar: Sol düşünce bağlantılı dergilerin hazırladığı şiir yıllıkları var ve bu, bize meseleye toplu olarak bakmaya imkân verir. Ama muhafazakâr ya da sağ diyebileceğimiz dergilerde böyle bir çalışma söz konusu değildir. Varsa da en azından ben görmedim. Mesela, 1933 yılında yayımlanmaya başlayan Varlık dergisinin böyle bir çalışması var. Farklı baskıları olmakla birlikte incelediğim, 1933-1973 yıllarını [40 yıl] kapsayan, şair Ülkü Tamer tarafından hazırlanan Varlık Şiirleri Antolojisi önemli bir çalışma. Cep boy olarak hazırlanan seçkide isimlerine ve şiirlerine yer verilen kadın şairlerimiz arasında Gülten Akın, Naile Alsar, Türkân İldeniz, Jülide Gülizar [Ergüven] ve Sennur Sezer vardır.

 

Sabahattin Batur tarafından hazırlanan,Varlık Yayınları arasında çıkan, ilk baskısı 1960 yılında yapılan 1971 basım Yeni Şiirimiz adlı antolojide 1940 öncesi doğan şairlerin şiirlerine yer verilmiştir. Bu eserde hiçbir kadın şairimizin ismi yer almaz.

 

İlhan Geçer tarafından hazırlanan ve Kültür Bakanlığı tarafından 1987 yılında yayımlanan Cumhuriyet Dönemi’nde Türk Şiiri adlı çalışmada ise Türkan İldeniz, Şükûfe Nihal [Başar] ve Halide Nusret Zorlutuna isimleri yer alır. Halide Nusret’in şu duası ne güzeldir: “Hak tanınsın: kimse gaddar, kimse mağdûr olmasın!/ Mest olup ikbâl meyinden, sonra mahmûr olmasın./ Bir misafirhanedir, dünyâya mağrûr olmasın;/ Yâ İlâhi, rahmetinden kimseler dûr olmasın!” bu duaya âmin dememek mümkün mü? O, Git Bahar adlı şiirini de İstanbul’un işgali üzerine kaleme almıştır. Şair daha donra Gel Bahar isimli bir şiir daha yazmıştır.

 

Hacimli bir seçki

 

İki Cilt hâlinde Sosyal Yayınlar arasında ilk baskısı 1987 yılında yapılan Büyük Türk Şiiri Antolojisi şair Ataol Behramoğlu tarafından hazırlanmış. Birinci Ciltte, Tanzimat’tan 1950’lere uzanan yıllardaki şairlerimizin isim ve eserlerine; İkinci ciltte de 1950’lerden 2000lere uzanan yıllardaki şairlere ve eserlerine yer verilmiş. Antoloji, Türk edebiyatının en hacimli seçkileri arasında yer alır.

 

1.ciltte sade İhsan Raif Hanım, Şükûfe Nihal ve Halide Nusret Zorlutuna isimlerini görürüz. 2. Ciltte ise Berrin Taşan, Muazzez Menemencioğlu, Gülten Akın, Türkân İldeniz, Melisa Gürpınar, Sennur Sezer, Leyla Şahin, Gülseli İnal, İnci Asena, Ayten Mutlu, Lale Müldür, Neşe Yaşın, Betül Tarıman, Birhan Keskin, Bejan Matur ve Didem Madak yer alır.  Didem Madak, kansere yakalanarak “erken ölen” şairelerimizdendir. Şu dizeler onun “Yüzüm Güvercinlere Emanet” adlı şiirinden: “Gecenin vitrinine konulmuş/ Büyük bir yakut parçasıydı sabah/ Mahalle kahvelerinde/ Sıcak çaydan adamların/ Yüzleri ağarırdı ilk ışıklarla/ Gençlerin güzellerinin makbul olduğu/ Tek ülkeydi ülkem/ Benimse yüreğim/ Koltuk altına sıkıştırılmış,/Yenik bir tavla maçı ertesiydi.” Sennur Sezer de, eşi Adnan Özyalçıner’in “Buruk Acı” isimli romanından aynı adla 1969’da sinemaya uyarlanan film için yapılan “Buruk Acı” şarkısının da söz yazarıydı.

 

Edebiyat Ortamı

 

Mustafa Aydoğdu tarafından hazırlanan, Edebiyat Ortamı dergisinin yayınları arasında yer alan Şiir Yılığı 2010’da ise Arzu Karadağ, Arzu K. Ayçiçek, Birhan Keskin, Elif Nuray, Elif Sofya, Fatma Çolak, Fatma Şengil Süzer, Gonca Özmen, Gözde Burcu Narin, Hülya Deniz Ünal, Kübra Bilgin, Lale Müldür, Mediha İstanbullu, Nilgün Üstün, Nurduran Duman, Seval Karadeniz ve Ümit Zeynep Kayabaş gibi kısmen orta kuşak isimler yer alır. Şu dizeler Gonca Özmen’in Daralma adlı şiirinden: “Sokaklar gökyüzü insin diyedir aşağı/ Çocuklar oynasın diye// Sokaklar pencereler baksın diyedir birbirine/ Dertleşsin diye// Önce yüzüyle eskir evler/ Yavaş yavaş kaybeder beden ısısını/ Sesi yetmez olur da odalara/ Bahçelere zor atar kendini/ Suskunlaşır kapılar, pencereler uykulu

 

Seçkilerde adına rastlamamış olsam da isimlerini değişik dergilerin sayfalarından bildiğim; saygın edebiyat dergilerinde şiirleri yayımlanan, şairliğinin yanı sıra çevirmen ve araştırmacı yönü de olan Hayriye Ünal, şiirin yanında roman türündeki eserleriyle de dikkat çeken Sergül Vural ve “Sylvia Plath'in Türkiye’deki bir yansıması” olarak görülen, genç yaşta intihar eden Nilgün Marmara da şiirleriyle adından söz ettiren isimlerden. Şu dizeler Hayriye Ünal’ın Bana Olanlar isimli şiirinden: “ben deniz konuşmak istiyorum/yokluğunun içinde oturuyorum//kızıyım İbrahimin beş kez değişti nüfus kimliğim/ hayaletlerden korkmam/ zaman derler, -her şeyi değiştirir/ her şey bellidir, sıralı ve isimli

 

E Dergisi

 

Veysel Çolak tarafından hazırlanan E Edebiyat Dergisi Şiir Yıllığı 2002’de isimlerine rastladığımız kadın şairlerimiz arasında Gonca Özmen, Zeynep Köylü, Nilay Özer, Serap Erdoğan, Emel Güz, Özlem Tercan Dertsiz, Bejan Matur, Birhan Keskin, Betül Tarıman, Zeynep Uzunbay, Çiğdem Sezer, Ayten Mutlu, Oya Uysal, Arzu K. Ayçiçek, Sennur Sezer ve Gülten Akın yer alır. Akın’ın İlkyaz şiirinde yer alan “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya” dizeleri en çok alıntılanan dizelerdendir desek yanılmış olmayız. Birhan Keskin’in Denk Beygiri adlı şiirinden: “Bir kadının bakışlarında gümbürdeyen bir aşkla,/ Burnuma yediğim bir yumrukla devrik bir cümle arasında/Sesine dolmuş sanki bütün nehirler, öyle akan bir sesle/ Kalbim, koynumda uyan bir sabah arasında//Bir güzel haberini, senin/çok bekledim.//Kalbim, güzel ülkem,/ denk beygirim./Gel, kendine gel istedim.

 

Şeref Bilsel ve Kadir Aydemir tarafından hazırlanan Yitik Ülke Şiir Kitaplığı arasında yayımlanan 2002 Şiir Yıllığı’nda ise yukarıda anılan isimlere ilaveten Arife Kalender, Arzu Çar, Derya Önder, Emel İrtem, Gülseli İnal, Neşe Toğan ve Nigâr Okyay yer alır. Şu dizeler Arife Kalender’in Eşleme şiirinden: “Yaşamı kendime/ Kendimi yaşama alıştırıyordum/ Kanatlarımda bilinmedik kuşlar/ Sevmeyi insana/ İnsanı sabahlara yaklaştırıyordum/ Akşamlarımda yüzü sezilmeyen acılar

 

Akatalpa Dergisi

 

Son olarak da Akatalpa dergisinde isimlerine rastladığım bazı isimlere değinmekte fayda var: Pelin Özer, Yelda Karataş, Hayriye Ersöz, Pınar Doğu, Seda Eriş, Sevâl Günbal, Arife Kalender, Su Nil, Didem Peker, E. Sema Sezen, Aynur Uluç, Ece Ürkmez, Melek Avcı, Duygu Kankaytsın, Derya Yıldız, Nilcan Altay, Necla Develi, Nihan Işıker, Mine Ömer, Sema Enci, Selma Özeşer, Nursel Güler, Sevil Avşar, Serap Aslı Araklı, Zeliha Köse ve Nefise Karataş. Dergide yer alan şaireler, elbette bu isimlerle sınırlı değil. Bu dizeler Nihan Işıker’in Öyle Mi Dersin! isimli şiirinden: “Bitkiler hissetmez ki/ Yanılmazlar üstelik/ Sanmazlar da…” Şairin Yıldızlara Rağmen adlı berceste şiiri: “Soğuk bir gecenin eteğinde sallanırken/Gecenin nefesi ürkütüyor düşleri

 

Teknoloji ve internetin baş döndürücü bir hızla gelişmesi edebiyat ve sanat camiasına, şiir ve sanatseverlere yeni yeni imkânlar hazırlıyor. Şair ve yazarların, isimlerini duyurma, eserlerini yayımlama adına büyük imkânlar. Kimi dergilerdeki dar kadronun hakimiyetine bir nevi başkaldırı mahiyetinde her şair yazar kendi blog sayfalarını açarak yazı ve şiirlerini orada yayımlıyor. Bu durum, nitelik sorunsalını beraberinde getirmiyor değil. Ayrıca adını duyurma noktasında kurumsallık oluşmadığı, birlikte hareket etme imkânı olmadığı için eser yayımlamadaki özgürlükler eser tanıtımında bireyselliğin cılızlığına mahkûm oluyor. Yine de internetin -erkek olsun kadın olsun- şair ve yazarların isimlerini duyurmada çok önemli bir imkân. Yayımlama imkânı arttıkça beraberinde üretilen eser sayısında da elbette bir artış söz konusu.

 

Hasılıkelam, bir derginin sayfalarını aşacak nitelikte bir konuyu özetlemeye çalıştım. Burada isimlerine yer vermediklerim olmuşsa -ki olabilir- bunda bir kastın olmadığını bilmelerini isterim. Gönül isterdi ki her şairemizden birkaç dizeye yer verelim. Bu, mümkün olsa yazı hacmini aşan bir uzunlukta olur. En iyisi şairelerimizin şiirlerini dergilerden ve şiir kitaplarından okumak olacaktır. Böylelikle sanata da katkımız söz konusu olur.

 

Yazımı Bejan Matur’un “Her Kadın Kendi Ağacını Tanır” şiirinde dizelerle bağlamış olayım: “Sana geldiğimde/Kanatlarımı, / Siyah taşlarla örülmüş/ Issız şehrin üzerinde açacak, / Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek/ Ve acıyla bağıracaktım. //Her kadın kendi ağacını tanır.”

 

Bir gülün nazenin taç yaprağı mesabesindeki dilleriyle dizelere dokunsun kızlarımız, kadınlarımız. Duygularını, hayallerini dile getirmek için söz dağarcıklarından sözcükleri inci gibi dizsinler dizeler halinde satırlara yerleştirsinler, duygularını sadırlarına hapsetmesinler. Onların dizeleriyle sevgi ve barış güneşleri doğsun!..

 

Not: Bitlis’in Tatvan ilçesinde askeri helikopterin kaza kırıma uğraması sonucu şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Türk milletinin başı sağ olsun!

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Mehmet Şen
    1 ay önce
    Kadınlar sözcükleri silip parlatarak mısralara yerleştirirler, şiire kadın eli değdiğinde şiir ışıldar... Cevahir Kadri Bey bu haftaki yazısında kadın şairlerimizi anlatmış. Kuş tüyünden kaleminize sağlık efendim.