Reklam
Nurettin BİLGEN

Nurettin BİLGEN


DOĞRULUK EN BÜYÜK GÖREVİMİZ

22 Şubat 2021 - 09:08 - Güncelleme: 22 Şubat 2021 - 11:50


Selamların en güzeliyle…Çok değerli gönül dostlarım önceki yazımızda “Evrenimiz birlik, galaksimiz dostluk, gezegenimiz saygı, coğrafyamız sevgi, yurdumuz beraberlik, mâbedimiz kardeşlik ve gönüllerimiz muhabbetle dolsun!” demiştik. Bu gün de doğru olmak, doğru yaşamak, doğruluktan ayrılmamak üzerinde durup, doğrularla beraber olmaktan bahsedeceğiz.

Vaktiyle Hac etmek için Mekke’ye giden bir kişi, her gün Kâbe’ye gelir ve genellikle aynı yerde durup namazını kıldıktan sonra “Allah’ım beni doğruluktan ve doğrulardan ayırma!”diye dua edermiş! Orada genellikle yan yana gelen başka birisi bir gün ona demiş ki: “Kardeşim, sen her zaman bu duayı yapıyorsun.Başka bir dua bilmiyor musun?”. O da kardeşim bunun bir sebebi ve geçmişi var, demiş ve başlamış anlatmaya:

“Yıllar önce ben Kâbe’ye gelmiştim. Bir gün Kâbe’yi tavaf ederken ayağıma içi altın para dolu küçük bir kese takıldı. Eğilip elime aldım ve baktım içi altın akçe dolu. O sıra içimdeki bencil ses dedi ki: “Burada herkes zengin bu parayı al, sen tâ Şam’dan geldin; al bu altınları Şam’da fakirlere verirsin.”. Yine o anda içimde vicdanım ve sağduyum dedi ki “Bu altınlar birisinin hakkı, sen nasıl olur sahibini bulup teslim etmezsin?”

Derken bir kişi yüksek sesle “Bir kese altın para kaybettim, bulan var mı?”diye bağırmaya başladı. Hemen adamın yanına gittim ve nasıl bir kese idi ve ne kadar para vardı diye teyit ettikten sonra; içinde bin tane altın akçe olan keseyi sahibine teslim ettim. Adam da ısrarla otuz altını bana verdi.

Az sonra ben Kâbe’den çıktım, orada köleler satılıyordu. Dedim ki bu kölelerden birisini satın alıp özgürlüğüne kavuşturayım! Gidip bir köle için pazarlığa başladımve otuz altına anlaştık.Satın alıp ona “Bak kardeşim ben seni hizmetçi olarak değil, özgür ol diye aldım, artık gidebilirsin özgürsün.” dedim. O da “Lütfen beni hemen bırakma; ben Habeş Kralı’nın oğluyum, savaşta esir düştüm.Babam yakında beni bulup almak için askerleri gönderecektir.O zamana kadar seninle birlikte kalayım.” dedi.Ben de tabi ki olur dedim ve berabercekalmaya başlamıştık ki bir gün askerler “Biz Habeş Kralı’nın esir düşen oğlunu arıyoruz!” diye yüksek sesle tellal çığırtmaya başlamışlardı, ben bunu duyup yanlarına gittim,“Şehzade benim yanımda.” dedim. Onlar “Sana kırk bin altın vereceğiz, onu bize satacaksın!” dediler. Şehzade de o parayı almamı isteyince kırk bin altınım oldu.

Büyük ve ilginç tevafuk

Bir süre sonra Şam’a, memleketime döndüm. Elimdeki paralarla bir dükkân açıp ticarete atıldım. Kısa sürede çok kazanç sağladım ve zengin oldum. Ailem bana bir gün dedi ki “Oğlum tanıdığımız bir ailenin çok güzel ve dürüst bir kızı var onu gör, tanı sonra uygun olursa seni evlendirelim artık.” dediler. Bir gün tanıştık sonra da isteyip onunla evlendim. Eşim çeyiz olarak on tane içi altın dolu keseleri getirmiş. Bir gün ben ona “Bu keselere ne gerek vardı; şükür durumumuz iyi.” dedim. O da bana “Bunları babam vefatından önce hazırlamıştı bana çeyiz olarak verdi. Dokuz tanesinde biner altın birisinde dokuz yüz yetmiş altın var.” dedi.Ben de “Bunun dokuz yüz yetmiş olması neden?” dedim; o da “Babam onu Kâbe’de tavaf ederken düşürmüş; bunu bulan doğruluk sahibi birisi babama teslim etmiş babam da otuz altını ona gönüllü olarak vermiş.”dedi!

Kabe’de o soruyu soran kardeşime, “İşte ben o günden bugüne her zaman ‘Allah’ım beni doğruluktan ve doğrulardan ayırma’ diye dua ediyorum.” dedim.

Bu duayı, bütün insanlık ve özellikle de İslam ülkelerinde yaşayan tüm Müslümanlar için yapıp gereğini onların yerine getirmelerini dileyelim. Eğer insanlar haklarını aradığı kadar görevlerini de dürüstçe yapsa yaşanan sorunların çoğu hiç oluşmayacaktı. İnsan hakları, işçi hakları, birey hakları elbette kutsaldır. Ancak bireyin doğuştan haklarının dışında görevini dürüstçe yapması sonucunda yani emeğinin sonucunda elde ettiği haklar da alın teri olup kutsaldır. Dürüst olmadan elde edilenler, hak değil gasptır.
***

Dostlar bugün seyahat notlarımıza Suriye ile devam edeceğiz. Yeni tanıştıklarımız için dört kıtada otuz sekiz ülkeyi gezeceğimizi bildireyim. Ayrıca bu seyahat notlarımı ilerde kitap olarak da yayınlamak düşüncesindeyim.

Anadolu-Suriye

Uzun yıllar sonra on dört kişilik “Düş Gezginleri” adını verdiğim on dört kişilik akademisyen grubunun talebi üzerine 2010 yılı ocakayı sonlarında Suriye, Ürdün ve Lübnan’ı kapsayan 15 günlük bir gezi planladım. Soğuk mevsime rağmen çok sıcak dostluk atmosferinde ve çok verimli bir gezi oldu. Ancak ne yazık ki Lübnan kısmı bu programa sığmadı, başka bir zamana ertelemek durumunda kaldık.

Laodikya’dan Lazkiye’ye

Halep, Antakya, Ayıntab ve Urfa gibi tarihi şehirlerden olup; Antakya’ya 60 km., Gaziantep'e de 90 km. kadar uzaklıkta yer alır. Halep, Suriye'nin Şamdan sonra ikinci büyük şehridir. Bu büyük şehir,Suriye’nin kuzeydeki en büyük şehridir. Şam’dan sonra Halep, üçüncü olarak Lazkiyeşehirleri gelmektedir. Halep, eğitim düzeyi yüksek olan şehir halkının çoğunluğu; sanayi, turizm, ticaret, tarım gibi alanlarda istihdam edilmiştir. Halep’te, 2012 iç savaşın başlamasından önce 4 milyon nüfus barınmaktaydı. Önemli askeri stratejik ve jeopolitik konuma sahip olan Halep'te,üniversiteler, önemli fakülteler ve diğer eğitim kurumlarıyla birlikte sanayi tesisleri ve spor kültür ve sanat alanlarında da önemli fonksiyonu yerine getiren kurumlar yer alır. Halep’te her yıl önemli kongre, festival ve spor sanat etkinlikleri de yapılmaktadır.

Düş Gezginleri adlı kafilemizi taşıyan aracın kaptanı şoför Abdullah, aracını Halep Kalesi’nin kuzey tarafında bir yere park etti. Ben ve gezi grup üyeleri araçtan inip önce Mescid-i Kebir'e (Büyük Mescid ve Zekeriya Mescidi de denilir.) gittik. Buradaki büyük giriş kapısından taş döşemeli geniş avluya girip burada bir süre etrafı meraklı gözlerle seyrettik. Etrafımızda bir anda yerli birçok rehber bitivermişti. Bunlardan en hızlı olanı teklifsiz hemen söze başlayıp Mescid-i Kebir, Bedesten (kapalı çarşı- arasta) ve Zekeriya Peygamberin Kabri ile ilgili bilgiler vermeye başlamıştı. Burada, bu tür, her yaştan yerel rehberler, kendi kazançlarını yaygın olanbu yoldan kazanıyorlardı. Son iç savaş öncesi Suriye turizmde büyük mesafeler kat etmişti.

2011 yıllarından bu yana (2020) devam eden Suriye iç savaşı, Suriye’deki sosyo-ekonomik hayatı felç etti. 5 milyondan fazla insan Suriye’yi terk etti.Bunlardan 4 milyon kişisi sınırlarımızdan geçerekülkemize iltica edip Türkiye’de yaşamaya başladılar. Bendeniz, bu geziden bir yıl önce (2009) iki kızım ve eşimle buralara gelmiş, buraları gezmiş, buraların aşinası olmuştum. Bundan dolayı buralar hakkında bilgi sahibiydim ve rehber olarak o şehre gelmeden önce grup üyelerimize o şehirle ilgili açıklamalar yapıyordum. Mescid-i Kebir'in kıble tarafındaki Hz. Zekeriya’nın(a.s.) kabri, Makam-ı Zekeriya'yı ziyaret edip Mescid'in güneyinde yer alan Kapalıçarşı yani Bedesten’e açılan büyük kapıdan Bedestene geçtik.Buradakidükkânlardan yöresel ürünlerden hediye olarak birçok şey aldık.Hepimiz sedef işlemeli hediyeliklere ve çarşıya hayran kaldık.

Halep Kalesi

Daha sonra Düş Gezginleriile hep birlikte traverten kaplı basamaklardan oluşan merdivenlerden yavaş yavaş kalenin güney batısında yer alan büyük giriş kapısına geldik. Burada giriş için öncelikle biletler alındı. Ardından kaleye hep birlikte girdik. Halep Kalesi hem dışarıdan hem de içeriden muhteşem gözüküyordu.Öyle ki orijinalliğini yüzyıllar sonra bile koruyordu. Son Suriye iç savaşında kalenin etrafındaki tarihi mekânlar camiler ve bedesten zarar görmüşse de Halep Kalesi pek zarar görmedi. Antep Kalesi, Urfa ve Kerkük kalelerinin benzeri olan Halep Kalesi’nin surlarının dışında kaleyi dışarıdan çepeçevre kuşatan ve eski çağlar da içine su doldurulan hendekler bile orijinal hâlde hâlen varlıklarını sürdürmektedir.

Halep Kalesi’nin içinde (İç Kale’de) yüzyıllar öncesinin insanlarının meskenlerinden idari binalarına, hamam, çarşı ve ibadet yerlerine varıncaya kadar birçok yapının kalıntıları büyük oranda korunmuş ve yıkılmadan günümüze kadar gelmişlerdi. İç Kale'de yaşamış halkın yaşam alanları, yerleşim yerleri arasında taş döşeli yol ve sokaklar bile hâlen mevcuttur. Düş Gezginleri geze geze kalenin burçlarına kadar geldiler. Vakit ikindi sonrası ve oldukça aydınlık idi. Bu noktadan Halep'in büyük bir bölümü panoramik olarak çok güzel gözüküyordu. Herkes kalenin ve Halep’in çok hoş fotoğraflarını çekti, ayrıca fotoğraflarla anılar güçlendirildi.

Otantik bir mekân Taşkale

Ardından ben gruba: "Şimdi yemek vakti! Yemeği tarihi bir mekânda yiyip sonrasında otele geçeceğiz." dedim. Sonra grup taş (traverten ve mermerden) yol ve merdivenlerden geriye doğru ilerledi. Kale kapısından çıkıp hendeklerin dışına kadar geldik. Buradan da kalenin kuzeyine doğru kavis çizerek yürüdük. Taşkale adı verilen otantik bir restoranda yemeklerimizi yedik. Ardından "mırra" adı verilen nefis yöresel kahve içildi, çay ve tatlı ikramından sonra hava kararmaya başlamıştı. Bu sırada ayağa kalkıp gruba: "Otele geçmeden önce Mescid-i Kebir'e gidip akşam namazını kılalım, ardından istirahat için otele gideriz." dedim. Öyle de yapıldı. Otele gelindiğinde gayet konforlu bir otel ile karşılaştık. Ardından grup ve ben erkenden dinlenmeye çekildik ve derin bir uykuya daldık.

Ertesi gün sabah saat 8'deherkes kahvaltı için otelin 7.katındaki restoranında buluştu. Açık büfe kahvaltı ve sınırsız çay ikramı ile yapılan sunumda içilen çayların keyfi hala herkesin hafızasındadır. Ardından lobide toplanan Düş Gezginleri grubuna "Araçta toplanın, yola çıkıyoruz." dedim. Yeni hedefimiz Hama, Humus şehirleri oradan da akşama doğru Şam’a varmış olacağız, herkes otelden eşyalarını alıp otobüse geçsin dedim. Herkes hızlıca otobüsteki yerlerini aldı kaptan Abdullah ve yardımcısı Rasim beyler de keyifliydi.

Herkesin yüzü gülüyordu. Herkesin yüzünün gülmesi gezinin iyi gittiğinin ve memnuniyetin göstergesi idi. Ben de bu durumda aşka geliyor, yol boyunca araç mikrofonunu elime alıp geçilen güzergâh ile ilgili bilgiler vermenin yanında yolcuları eğlendirmek için farklı anlatım ve etkinlikler de yapıyordum. Ara sıra da sırayla yolcuları mikrofona davet ediyor ve onlarla keyifli sohbetler yapıyorduk. Bilmece tarzında esprili sorular, şarkı ve türkü söyleme tarzındaki solo ve koro hâlindeki müzikler bu sohbetlere, gezimize ayrı bir hava ve şenlik katıyordu. Çok uzun olan karayolu mesafeleri de bu şekilde daha eğlenceli bir hâle geliyordu.

Sevgili dostlar haftaya Hama’da, Roma su değirmenleri başında ve Humus’taHalid Bin Velid Camisi’nde olacağız. Hoşça kalın dostça kalın.


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • AHMET AKDAĞ
    5 gün önce
    AĞZINIZA SAĞLIK HOCAM. GÜZEL YERLER ANLATIRKEN BİRKERE DAHA GİTMİŞ OLDUM
  • Uneys karani
    5 gün önce
    Nurettin hocam süpersin bilge adam seyehata devam bizde seyreyleyelim