Reklam
Hakan Çitmen

Hakan Çitmen

Ekonomi

KÜÇÜK ESNAF ENTÜBE!!!

12 Aralık 2020 - 11:56

 
            Herkes ekmeğinin peşinde… Ekmek, aslanın midesinde…
            Esnaf dükkânı açtığında, siftah yapabildiyse hâline şükrediyor. Süreç öyle bir havada devam ediyor ki; Esnaf, kendi kendine yetemez oldu… İşler iyice duraksamıştı, kısa süreli kapanmalarda cabası oldu. Ticari hayat sıfıra doğru hızla ilerliyor. Dibe doğru çakılmak üzere…
            Esnaf, bu süreçte destek beklediği devletten istediğini alamadı. Ödediği, ödemekle mükellef olduğu tüm vergi kalemleri, düşen gelirlerine rağmen eksiksiz talep edildi. Destek olarakta, bankalardan düşük faizli kredilerle, yeniden borç sarmalı içine sokuldu. Kredi almayanlar, birikimlerini tüketti. Artık küçük esnaf, kefen parasının da, dibini sıyırdı. Elde avuçta bir şey kalmadı.
            Anlatılanlar, yaşananlar abartı değil. “Ekonomik çöküş” deyince, Döviz tabelasından, Borsa İstanbul’un ciddi düşüşlerinden ibaret zannetmeyin. Perakende Gıda satışı yapanlar hariç tüm esnafın ticareti durma noktasına geldi.
            Esnaf kan ağlıyor!
            Çarklar dönmüyor. Esnaf, “evimize ekmek götüremiyoruz” seslerini dillendirmeye çoktan başlamıştı. Artık, belli ki bıçak kemiğe dayanmış, canı daha çok yanmış, yandım Allah diyor.
            Pandemi, küçük büyük ayırt etmeksizin bir bir indiriyor. Esnafın B Planı yok, Devletin B Planı var mı? Dostlar işte görsün, dükkân açık kalsın diye dükkân açılıyor. Gelecekten beklentisi olmayan, dükkân dahi açmıyor, açamıyor. Esnaf, çalışanları ve aileleriyle birlikte açlığa terk edildi. Hepsi gelecekle ilgili karamsar ve ödemelerini durdurmaları mümkün değil.
            Gerçeklerle yüzleşin!
            İnsanlar çaresiz, bunalımda… İnsanlar iş yapamaz hâle geldi. Kira oranları değişmedi. Vergi alınmaması gereken durumda bile, kesintisiz talep edilen vergiler nasıl ödensin. Acı reçeteyi, halk mı ödeyecek? Bankalar kredilerde elini iyice sıkmaya başladı.
            Virüsle mücadele, esnafın ayağına çelme takıldı. Yılbaşı da yaklaştı. Şimdi asgari ücret görüşmeleri devam ediyor. Zaten işçi çıkaran çıkarana, çalışanının maaşını ödeyemeyecek hale gelmiş esnaf yeni asgari ücretle mevcut çalışanlarının maaşını nasıl ödeyecek?
            Olağanüstü şartların yaşandığı günlerden geçiyoruz. Vergilerin düzenlenmesi, hatta gerekirse hiç alınmaması lazım ki, bir can suyu olsun. Herkes şu durumda; önce can sonra canan dediği bir süreçte Devlet Baba, vatandaşına sosyal devlet olduğunu gösterebilmeliydi. Vatandaşın, “benim devletim var” dediğini duymalıydık. Kara günler yaşanırken, nefes alma imkânını dahi vermezseniz, kapanacak dükkânların sayısını tahmin bile edemezsiniz.
            İşsizlik, açlık, yoksulluk… En büyük imtihan oldu!
            Türkiye Cumhuriyeti, Tunus'a 5 milyon dolar yardım yaptı, hibe etti, karşılık beklemeden verdi. Bu daha yapılan yardımların sadece bir tanesi. Dışarıya yapılan yardımların miktarı, 10 Milyar Doları bulduğu söyleniyor.
            Bu milyonlarca yoksul varken, onbinlerce esnaf kan ağlarken, milyonlarca işsiz varken halka hesap numarasın vermek, topladığı parayla başka ülkeye yardım etmek, sıkıntıları görmezden gelmek, en hafif tabirle bu halka saygısızlıktır.
            Yanlış yaptığınızı, kaçınılmaz sona vardığınız zaman anlayacaksınız!
            Bu kadar vurdumduymazlık, hayra alamet değil. Bir vatandaş, eline “iş ve aş” yazarak kendini astı, intihar etti. 2001 yılında yaşanan krizde, küçük esnaf, bir yazar kasa fırlattı, krizin sembolü oldu. Bu ülke de, canına kıyan bir adam, kasa fırlatandan daha büyük etkiye sebep olmuyor!
            Topluma ne oldu böyle? Bu nasıl bir duyarsızlık! O kişi siz de olabilirdiniz! Ekonomik çöküşün ne demek olduğu, ülkenin dört bir tarafından gelmeye başlayan iş-aş intiharları, işsizlik bunalımları, geçimsizlik buhranları bebek maması çalmak zorunda kalanlar göstermiyor mu? Farkında değil misiniz? Gerçekleri daha ne kadar görmezden geleceksiniz?
            Bu gidişatı durduracak bir mucize olmazsa, yaşanacak kıyımları hayal bile  edemezsiniz. Yüzleşin, yoksa daha kötüsü geldiğinde “Meğerse, geçen günler iyi günlermiş” demek zorunda kalırız. Çok kötü günlerde hiç geç değil, pek yakında! Bir çare bulun…







 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum