Reklam
Hakan Çitmen

Hakan Çitmen

Ekonomi

Ekonomik Tetikçi'nin İtirafları-Halk Kafeste

13 Şubat 2021 - 14:27

            Bizi nasıl kandırdılar biliyor musunuz?
            Amerikalı ekonomist John Perkins’in kitabında geçen, bazı ifadeler ve içinde bulunduğumuz durumu size anlatmaya çalışacağım.
            Dediler ki; “kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç para verip otobanlar, yollar yaptırırız”. Yaptırdılar! evet güzel de oldu. Ama parası da güzel. Geçsen de geçmesen de parasını bizden garanti kapsamında olduğu için alıyorlar mı? Hem de tıkır tıkır. Devletin yaptığı köprü ile o yapılan yol ve köprü arasında fiyat farkı cebimizi nasıl yakıyor değil mi?
            Sonrasında diyor ki; “Onlara arabalarımızı satarız.”  Türkiye’de otomobil üretimi sadece montaj otomotiv. Kendi otomobilimizi hâlâ üretemedik. Üretmek bir yana yabancı otomobillerin en iyi pazarlarından biri hâline geldik. Satılan her bir otomobilden devlet aldığı vergi ile 3 otomobilde kendisi için alıyor. Satılan yedek parçalar ve servis hizmetleri de var tabi ki de. Kendi yerli otomobilimiz mi? Sadece hayal olan birkaç proje var sadece onlarında hayata geçip geçmeyeceğini zaman gösterecek. Her ülke kendi üretimi olan otomobilini makam otomobilleri olarak kullanırken biz Alman otomobillerini ülkemizin resmi makam araçları yapmışız. Milyonlarca hatta milyarlarca dolarlık giderimiz var. Bu bağımlılık değil mi?
            Bitmedi! “daha sonra bankalarını satın alırız.” Diyorlar. Ülkemizdeki var olan bankaların (kamu bankaları hariç) Özel bankaların yarıdan fazlası yabancı. Açıkladıkları kazançlar ve kar oranları ortada. Zarar eden özel banka yok. Zararına iş yapan özel banka yok. Kriz dönemlerinde bile, sarsılan ama ayakta kalan bankaların halkı ne kadar borçlandırdığı malum.
            Devam ediyor! O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Bugün bu bankalara borcu olmayan var mı? Önceden bir iş insanı bankadan kredi aldığı zaman insanların gözünde işlerinin iyi gitmediği düşünülürdü. Şimdi, “ bankalardan kredi alabiliyorsa durumu iyi ki, alabiliyor” noktasına geldi. Halkın cebinde sayısız kredi kartı var. Birinin limiti dolunca diğerine, sonra diğerine dolanıyor borç sarmalı içinde. Orta hâlli olanlar aldıkları orta ve uzun vadeli ev ve araba kredileri ile yıllarca bankaların borçlusu.
            Ne mi oluyor böyle olunca? Boşuna kredi vermiyorlar tabi ki de; “böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle” diyorlar. Para yine dönüp dolaşıp gideceği yere gidiyor anlaşılan.
            Aşırı borçlanıldıysa, para da lazımsa bakın ne oluyor! “O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi ayarlarız. Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez. O ülkede ‘proje’ yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer. Biz noktayı atladık, borçları, düşük faiz veren değil, tefeci faizi ile normalin bile çok üzerinde hem de döviz olarak ödemeli almaya başladık. Bizimkisi duble cahillik, çılgınlık.
            Çılgın projeler yapıldı. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları vs… Bakın ne diyor! O projeler var ya! “aslında insanların işine yaramayan bir yığın, beton yığınları oluşur ve bizim şirketlerimiz kazanır”. Vay arkadaş bu nasıl düzen hep kendileri kazanıyor. Bu işi nasıl yoluna koyuyorlar? “Hedef ülkede ki; birileri de nemalandırılır.” Bizde bazı ballı kaymaklı ihaleciler gibi yani. Garanti ödemeli, Hazine garantisi verilen dev projeler.” Toplum bu düzenekten hiçbir şey kazanmaz.” Ülkede işsizliği azaltıcı bir yanı oldu mu? Hayır. Projeler yapıldı bitti, sonra ödemeler başladı. Parası da halkın cebinden çıktı, çıkmaya da devam ediyor. “ Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkânsızdır. Plan böyle işler.”
             Türkiye’nin dış borcu 500 Milyar Dolar’ı aştı. Cari açık her geçen yıl büyüyor. Bütçe açığı kapanmıyor. Ülke artıya geçmedi. Merkez Bankası bile eksi rezervle iş yapıyor. Borç bulmak için devlet tahvilleri satılıyor hem de yüksek faiz karşılığında.
            Bu gidişatın sonunda; “Ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki; “bize büyük borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz. O zaman petrolünüzü satın, doğal gazı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, birleşmiş milletlerde bizim için oy verin! Yani taviz üstüne taviz istiyorlar. İç politikada esip gürlense de, arka planda işler başka yürüyor. Söylenilen sözler yeniliyor. Çok gündeme gelmese de dışarı da, itibar yerlerde anlaşılan. Ciddiye alınan bir ülke değilmişiz.
            İçeriğinde ne olduğu tam bilmediğimiz anlayamadığımız, gizli ticari işler yapılıyor. Niye yapılıyor nasıl yapılıyor? Bile bile zarara neden katlanılıyor? Anlamak güç. Türkiye Varlık Fonunun ne işe yaradığı ne yaptığını kimse bilmiyor denetlenemiyor. Bilançolarında hep zarar yazıyor. Bu şirketler daha önce kâr açıklarken, şimdi zarara döndü. Bu iş nasıl oluyor? Bir özelleştirme zar da bize mi haber verilmedi. Kamuya halka kapalı bir anlaşma ile elden mi çıkarıldı. Yoksa çok kâr eden bu şirketler ödenemez borçlarımı kapatmaya çalışıyor. Gizli işler var, tam bir muamma.
            Özelleştirmeler, canavarca yapılmış. Ve tamamen yerli insanımızın kazanması, kendi vatandaşımıza kazandırmak için değil, yabancı ve çok uluslu şirketlere satılarak, ülkede ki gelir dışarıya taşındı. Sektörel olarak, halkı doğrudan ilgilendiren Gıda, eğitim ve sağlık başta olmak üzere sanki değerlerimizi ve gücümüzü kaybetmişiz.
            Halk bir kafeste! Sıkıştı! Kurtuluş için çare arıyor!
            Vatandaşın kaçacak yeri yok, kalmadı. Kurtulma ümidi de her geçen gün azalıyor. Umutlar tükeniyor. Bu ülke de, bebek mamalarına alarm takılıyor. Alamıyor ki, çalmak zorunda kalıyor! Bunu da bebeği için yapıyor. Bunu vicdanı olan her baba yapar. Onları bu hâle getirenler utansın.
            Ay çiçek yağına, peynire alarm takılıyor. Dahası olur mu Allah muhafaza. İşler hiç iyi gitmiyor. Ekonomisi iyi olan uçan ekonomi de durum böyle olamaz değil mi? Halk ay sonu nasıl gelecek diye hesabını yapıyor, Ay’a gitmenin değil!
            Özetle söylemek gerekirse;  Görünen o ki; Bizi kandırdılar. Hayallerimizle kandırdılar, Duygularımızla kandırdılar, İnançlarımızla kandırdırlar. Verdikleri ufak bir yemle, bizi oltaya aldılar. Karşılığında bizden geleceğimizi istediler. İlelebet kölelik, sonsuz bağlılık istediler. Kendi kurdukları imparatorlukları için çalışacak, ömrünü verecek, aklını, bilgisini zekâsını kullandıracak bağımlı insanları istediler.





 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum