Kardır Yağan Üstümüze, Kârdır



Karacaoğlan der ki “İncecikten bir kar yağar/ tozar elif elif diye.” Peki, gerçekte yağan beyaz kar mıdır yoksa kristal görünümlü bereket nesneleri midir onlar? Nice varlığın hayatiyetini devam ettirme adına yüce Rabbe niyazlarının kabulü mahiyetinde tezahür eden muştulu hâlleri midir yoksa?

İnsan, görme eylemini üç hâlde yapar; yani insan için görme üç şekilde gerçekleşir: Birincisi ve en genel olanı göz uzvunun beyinle arasındaki iletişimi neticesinde beyinde gerçekleşen bir görmedir. Göz, malzemeleri hazırlar, beyin pişirir ve görme eylemi gerçekleşir. Bakışımız doğrultusunda, görme alanımıza giren nesneleri ışığın yardımıyla onların varlıklarını, biçimlerini renklerini hasılı görme duyusu ile ilişkilendirilebilecek bütün özelliklerini bu yolla fark ederiz.

İkincisinde ise gönül gözümüzle görüp idrak etmemiz söz konusudur. Onlar, gözlerimizle gördüklerimizden çok farklıdır. Onu görmek için kalpten doğup taşan sevgi ve anlayış gereklidir. Mümkün olduğunca kalbimizden kötülükleri atıp uzaklaştırmak, mümkün mertebe “onu pâk eylemek” gerek “sıvâdan”. O zaman gönül gözü ile görmeler mümkün hâle gelir. Aklına ve yüreğine her türlü kötülükleri yığanlar o gözün katarakt olmasına hatta bütün bütün görme yetisini kaybetmesine sebep olurlar. Kötülükler, çirkinlikler, günahlar gönül gözünün önündeki camları buğu üstüne buğu salar. Gerçeklerin görülmesine engel olur. O gözün görebilmesi, başka bir varlığa kötülük etme düşüncesini zihinlerden kişinin söküp atması gerekmektedir.

Üçüncüsü ise akıl ve idrak gözüdür ki zihnimize aldığımız, dağarcığımıza doldurduğumuz kelimelerin anlam katmanlarına vâkıf olmakla, bilmekle ve bakış açımızı daha geniş tutmakla mümkün olan bir görme biçimidir. Varlığın, olayların var oluşlarını değerlendirme, varlığın ve olayların kâinatın içindeki durumunu görebilme, okuyabilme meselesidir bu görme biçimi. Bu tarz görme biçimi  “mana-yı harfi” olarak isimlendirilmiştir. Normal şartlarda gördüklerimiz ise “mana-yı ismi”dir. Peki nedir “mana-yı harfi” ya da bir şeyin, olanın harfi anlamı?

Bilindiği üzere sesler/harfler heceleri, heceler kelimeleri, kelimeler de cümleleri oluşturur. Cümlelerin bir araya gelmesi, getirilmesiyle de paragraf, paragraflardan da metin meydana gelir. Bu, herkesin malumudur. Yazı kelimesi “y-a-z-ı” seslerinden/harflerinden meydana gelir.  Bu kelimenin isim anlamı “yazı”dır; bu biraz da yüzeysel, bir bakıma da yakın ve en bilinen anlamı demektir. Buna “mana-yı ism” deniyor. Kelimenin her biri birtakım seslerden/harflerden meydana geldiği için varlığın diğer boyutlarını ifade etmek, ortaya koymak bağlamında bu kelimenin bir de “mana-yı harfi” anlamı vardır. Bunu kelimelerin uzak, detaylı; farklı farklı açılardan bakıldığında ortaya çıkan bir başka anlamı olarak açıklamak da mümkündür.

Dağlar kazıkları dünyanın

Erciyes, yüce dağlardan bir dağdır ve uzaklardan bakınca görkemi, haşmeti ve güzelliğiyle insanda hayranlık uyandırır. Üzerinde yılın hemen hemen bütün günü kar eksik olmaz. Başı dumanlıdır; birçok şairin dizelerinde telli duvaklı geline benzetilir. Bu zahiren, isim manasıyla böyledir. Ön yüzü böyle olan tepenin bir de arka yüzü vardır. İşte orası, “harfi anlamın” çiçeklendiği alandır.

Dağlar, ayet-i kerimelerde, dünyanın dengesini sağlayan “kazık”lar olarak vasfedilir. Erciyes de ulu dağlardan bir dağdır ve bu görevi o da ifa etmektedir. Bundan başka dağlar, hazine değerindeki türlü madenlerin saklandığı hazinelerdir. İklime etkisi, suyu, zirvesinde de olsa sürekli karların varlığını koruması, eteklerinde, ovalarda, beldelerde yaşayan insanlar, her türlü bitki ve hayvanlar için bereketli birer hayat kaynağı ve hazinesi olması, bizim onu öyle bilmemiz ve meseleyi öyle idrak etmemiz varlığın ve olayların harfi anlamını bilmemizle mümkündür. Yoksa her şey salt göründüğü kadarıyla değerlendirilirse varlığın varlık sebebi tam olarak anlaşılamamış ve o varlıkların kıymeti yeterince idrak edilememiş olur.

Yağan kar mıdır?

Girişte ifade ettiğimiz gibi kış mevsiminde karın yağması beklenen bir durumdur. Öyle ki karsız geçen bir kış mevsimi aynı zamanda kârsız geçen bir zaman dilimidir. Kış çetin olursa bahar daha çiçekli, yaz daha meyveli olur. Kış kurak geçmişse baharda çiçekler az açar, yazda da meyveler daha az olur. İşin bir de canlara can olan, hayat vesilesi su yönü vardır ki suyun yokluğuyla kuraklığın, yiyecek ve içecek sıkıntısının baş göstermesi söz konusudur. Kışın kar az yağarsa diğer mevsimlerde canlılara hayat vesilesi olan suyun kıtlığı çekilir. Bu da başta insan olmak üzere birçok canlının ölmesine sebep demektir. Bu bakımdan resmin ön yüzü her şeyi tam olarak gösteremez, “harfi manasını” da bilmek, bilmeye gayret göstermek gerekir. Karın yağması aslında sadece bir yağış değildir, yağmamasının da sadece bir yağış eksikliğinin olmadığı gibi…

Hz. Bediuzzaman “Lübbü[öz] bulmayan, kışır[kabuk] ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Müvazenesiz [dengesiz] ve mizansız [ölçüsüz] olan çok aldanır, aldatır. Zahirperestleri[Dış yüzüne ehemmiyet veren] aldatan bir sebeb: Kıssanın hisse ile münasebeti ve mukaddemenin maksud ile zihinde mukareneti, vücud-u haricîde olan mukarenetle iltibas olunmasıdır.” (Muhakemat, 49) der.

Varlığın anlamını bulmak istersen varlığa ve olaylara mana-yı harfi nazarıyla bakmalısın. Böyle baktığın zaman meselenin künhüne vâkıf olman daha güzel, derin anlamları yakalaman daha da imkân dahilinde olur. Çünkü mana-yı harfi ile bakan bir bakıma meseleyi hikmet noktasından, Cenab-ı Hakk’ın penceresinden görme lütfuna erer. Meselenin kabuğunda değil de özünde olmak istersen eşya ve hadiselere böyle bakmalısın.

Kilometre taşlarını okuyabilmek

Yaşadığımız bunca yıllar içerisinde türlü türlü hadiselerle karşılaşmışızdır; bazısı bizi çok etkilemiş bazısı teğet geçmiştir. Hayatımızın dönüm noktalarından olmamıştır. Bazıları da hayatımızın kilometre taşlarını oluşturmuştur. İşte yaşanan bu durumlara, olaylara varlığın ve olayların “isim anlamı” ve “harf anlamı” boyutlarıyla değerlendirebildiğimiz zaman onlar bize daha anlamlı gelecektir. Bu olaylar, şu üç günlük dünya hayatımızı altüst etmiş olsa bile.

Şu üç günlük dünyanın üç kuruşluk nimetlerinden oluşumuz, zahiren acıdır, ızdırap verir bize. Kederlere boğar, mahrumiyetler yaşatır. Buna yüzeysel baktığımız zaman canımızı kastetme raddesine getirir bizi; çünkü âdeta dayanılmaz bir hâl alır bu. Ayet-i kerimelerle de sabit olan bir şey vardır ki varlık da darlık da birer imtihandır. Gerçekte varlık da imtihan, yokluk da imtihandan; ikincisi belki daha da zordur. Yoklukta sabır, varlıkta şükür esastır. Varlığında şükretmeyen esasen yokluğunda sabretmesi çok zordur.

Yaşananların arka planına ermek, onları anlamak her zaman mümkündür. Ama tıpkı dünyanın hâli gibi bazen düz yolları vardır ve bazen de patika yolları. Bazen yol güzergahına dide-i huffâşlar gerilmiştir, meselenin anlaşılmasını asla istemezler. Bunlar, olayları olduğundan farklı göstermenin çabası ve gayreti içerisindedirler. Bunu da kendi imkân ve saltanatlarının devam etmesini sağlamak ve başkalarının bu imkân ve saltanat gücünden istifade ettirmemek için yaparlar.

“Cahildim, dünyanın rengine kandım”

İnsanların hak ve hakikate ererek aydınlanmasını istemeyen karanlık ruhlar ellerindeki üç kuruşluk dünya menfaati hükmündeki cılız ve sönük ışıklarını senin güzel, aydınlık ve parlak geçmişin üzerine tutuyorlar. Buradan duvara yansıyan gölgeleri bir heyula, bir canavar olarak gösterip halka öyle anlatmanın, öyle göstermenin derdine düşüyorlar yine üç günlük dünyanın üç kuruşluk saltanatı ve menfaati için. Sakın ha sakın sen de üç günlük dünyanın üç kuruşluk menfaatine aldanıp kendi geçmişinle ilgili olarak karanlık ruhların söylediklerini, gösterdikleri resmi, onların balon olduğunu bile bile doğruymuş gibi bir tavır takınma. Unutma ki kendini yalanlayanların hiçbir sözü başkasını doğrulayamaz. Çünkü yalancıların yalanını doğrulamış olmakla doğru bir iş yapmış olamazsın. Yalanı yalanla temellendirmek bir iddiayı asla doğru kılmaz.

Yalan kara bulutları, hakikat güneşinin önüne gelince gerçekler tutulması yaşanır. Ondan sonra da yeryüzü güzelliğini, iyiliklerini, yaşanılabilirliğini gösteremez olur. Yalan kara bulutlarının dağılması için hakikat seslerinin dalgalanması gerek. Susma! Susarsan su bile içirmezler!

Ziya Paşa, “Rencide olur dide-i huffaş ziyadan” diyerek ne güzel söyler, hem de “ziya” kelimesini tevriyeli, çift anlamlı olarak kullanarak. Varsın karanlık ruhlu “dide-i huffaşlar” ziyanın, aydınlanmanın varlığından şikâyet edip dursunlar, hatta ellerinden geldiğince o ziyayı engellemek için çabalasınlar. Her şeyin bir mevsimi vardır, mevsimler asla kalıcı değildir. Günler, mevsimler birbirinin üzerine devredip durmaktadır. Bugün zulmedenler yarın bunun hesabını verme derdiyle baş başa kaldıklarında kışın ayazları onların bütün hücrelerini buz kesecektir.

“Kahrın da hoş lûtfun da hoş”

Bugün yaşananlar karşısında maddi kayıplarına “Veren Allah, alan Allah” diyerek güzel sabırla mukabele etmişsen, edebilirsen manevi kazançlarının varlığını hatırla; hatırla da gönlünü ferah tut. Üç günlük dünyanın üç kuruşluk menfaatini ebedi bir hayatın güzel olmasına vesile olmuş olabileceğini unutma. Fan, malını baki denizinde erit ve bakiliğe eriş. İbrahim Tennuri gibi deruni bir bakışla dilinde vird hâlinde her dem şunu söyle: “Gelse celâlinden cefâ/ Yahûd cemâlinden vefâ/ İkisi de cânâ sefâ/ Kahrın da hoş lûtfun da hoş

Allah’ın neleri murad ettiğini, olaylardaki hikmetin birebir neler olduğunu elbette tam olarak bilmemiz, anlamamız zor. Ama elimize geçen imkânların nimet olması gibi, alınanların da nimettir. Bunu böyle bilip böyle değerlendirmek gerekir. Çünkü, sistemler manzumesi olan devletin de görevlisine zaman zaman “hizmet içi eğitim” için vazifesine ara verdirmesi gibi, daha güzel yarınlarda güzel işlere vesile olman için Yüce Yaratıcının seni bir eğitimden geçirdiğini unutma. Unutma ki -askerlik yapanlar daha iyi bilir- piyadenin eğitimi ile komandonun eğitimi bir değildir. Çünkü vazifeleri farklı farklıdır. Demek ki senin vazifen daha büyük, meseleye bir de bu açıdan bak!

Yağan kârdır

Kar yağıyorsa yağan berekettir, bu canlılar için kârdır, sadece su kristalleri değildir. Kar yağıyorsa insan güzel duygular yaşar. Evet, “Kardır yağana üstümüze geceden”, kârdır bu bize; neşedir, sevinçtir evimize. İnsanın bulunduğu şartlara göre bu böyle gelmeyebilir ona. Ama insan, güzellikleri yaşasa da yaşamasa da yaşama imkânından uzak olanları daima düşünmelidir. Bu, ona bir vesiledir. Bu da karın yağması meselesine “harfi mana” ile bakmayı gerekli kılar. Kar da harfi manasıyla yağar, çoğu zaman biz onu ismi manasıyla biliriz.

Sözü Ahmet Muhip Dıranas’ın “Kar” şiirinden dizelerle bağlamak en güzeli:

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze inceden

Dinin özü olan adaletin ve hukukun üstün olduğu, herkesin kul hakkına riayet ettiği; huzur, sağlık ve mutluluk dolu nice günlere ermek dileğiyle!..