Bursa'da, grupta henüz puanı bulunmayan Bulgaristan'ı ağırlıyoruz. Kağıt üzerinde bir formalite, bir kutlama maçı olmalı.
Ama içimiz hiç öyle diyemiyor.
Bursa'da sonbahar akşamındaki bu maç, benim için formaliteden daha fazlası; samimiyet testi, kimlik sorgulaması anlamı taşıyor.
Evet, 9 puandayız.
Evet, play-off için bir puan bile yetiyor.
Ancak stadyuma giden, televizyonu açan kaç kişi, "Ne kadar muazzam bir futbol oynuyoruz!" diyebiliyor?
Kaç kişi, İtalyan teknik direktörümüz Vincenzo Montella'nın yazdığı "sisteme" hayranlık duyuyor?
Korkarım ki hep kaygılıyız.
Bulgaristan’a evinde 6 altı attığımız maç öncesinde bile yoğun kaygı taşıyorduk.
İşte bu, Türk futbolunun son yıllardaki en büyük paradoksu.
Belki de tarihimizin en parlak, Avrupa'nın en büyük liglerinde (Real Madrid, Juventus, Inter, Manchester United, Dortmund, Brighton, Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray...) en kilit rolleri kapan, en yetenekli jenerasyonuna sahibiz.
Ancak bu jenerasyonun sahadaki yansıması mevcut oyun kurgusu nedeniyle süreklilik ve sürdürülebilirlik oluşturmuyor.
Sorun nerede?
Bu sorunun cevabını aradığımda, tüm oklar maalesef kulübedeki İtalyan centilmene, Sayın Montella'ya dönüyor.
Başarı, Montella'nın Oyun Sisteminin Değil, Oyuncuların Performans Eseri
Açık konuşmak gerekirse; Vincenzo Montella'nın A Milli Takım'a getirdiği futbol anlayışını, maç kurgularını ve özellikle kritik anlardaki oyuncu tercihlerini anlamakta ve beğenmekte zorlanıyorum.
Hangi sistemi oynuyoruz?
Net bir cevap yok.
Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler, Kenan Yıldız gibi yeteneklerimiz o gün iyi ise maçı domine edebiliyoruz.
Yoksa?
Yoksa, yok!
Kontratak deniyoruz ama geçiş hızımız, oyuncuların bireysel yeteneklerine endeksli. Sahada net bir "A planı" veya o plana sadık kalan bir yapı ben göremiyorum.
Maç kurgularındaki hatalar da cabası.
Jenerasyon Lüksümüz var
Bereket ki elimizde Hakan Çalhanoğlu gibi Inter'de dünyanın en iyi 6 numaralarından birine evrilmiş bir "maestro" var.
O’nun yanında Orkun Kökçü, Salih Özcan, İsmail Yüksek gibi dinamolar var. Her yerde Arda Güler oynuyor.
Kenan Yıldız gibi "saf yetenek"lerimiz var. Barış Alper, Yunus Akgün, Kerem Aktürkoğlu, Yusuf Sarı gibi deliciler; Merih Demiral, Abdülkerim Bardakçı, Ferdi Kadıoğlu, Zeki Çelik, Çağlar Söğüncü gibi duvar adamlarımız var.
Bu kadro, herhangi bir teknik direktör için bir lüks, bir "hazine" ancak Montella'nın bu hazineyi bir orkestra gibi yönetemediğini düşünüyorum.
Biri çıktığında veya olmadığında sistem aksamamalı.
Lakin aksıyor!
Şöyle çayımızı elimize alıp gönül rahatlığıyla, bir elimiz çerezde maç seyredemiyoruz.
İspanyollara imreniyorum yahu!
Oyuncu tercihleri, bazen form durumundan çok, anlamsız bir ısrarın ürünü gibi duruyor. Takımında bile oynamayan futbolcunun kadroda olması oynayanlara haksızlık değil de nedir?
Bu kadar yetenekli bir orta saha havuzunu aynı anda hem verimli hem de dengeli kullanacak formülü bulamamış olmak inanılmaz israf.
Grup Gerçekleri, İspanya Dersi ve "Zor" Galibiyetler
Gruptaki 9 puanımızın nasıl geldiğine de dürüstçe bakalım.
Grubun favorisi İspanya. Onları evimizde ağırladık. Sonuç? "Çok farklı bir skorla" ağır yenilgi.
Bu maç, sistemli, ne yaptığını bilen, otomatize olmuş takımla; yetenekli ama sistemsiz, "anlık" parlamalara bel bağlayan takım arasındaki farkı acı bir şekilde yüzümüze vurdu.
Montella'nın taktiksel olarak maçı tamamen kaybettiği geceydi. Sonra çıkıp ‘sorumluluğu alıyorum’ demek çok tuhaf değil mi? Teknik direktör sensin, sorumluluğu başka kim alacak ki?
Puanları kimden aldık?
Gürcistan'ı hem deplasmanda hem de Türkiye'de yendik. Kağıt üzerinde güzel. Peki ya oyun?
İki maç da "diş sökme" mücadelesine döndü. İki maçta da Gürcistan'ın direncini kırmakta zorlandık ve galibiyetler, yine bireysel becerilerle "koparıldı". Sistematik üstünlükten bahsedemiyoruz.
Ve elbette, Sofya'daki 6-1'lik Bulgaristan maçı. Bu skor, grubun en aldatıcı sonucu. O gün Bulgaristan'ın erken kırmızı kart görmesi, yıldızlarımızın da gününde olmasıyla gelen "anomali" yaşandı.
O maç, bizim ne kadar iyi olduğumuzdan çok, Bulgaristan'ın o gün ne kadar "zorda" olduğunun kanıtıydı.
Bu farka rağmen Bulgaristan’a çok fırsatlar verdik.
Yani 9 puanımız var, ama bu 9 puan, bana göre Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler, Kenan Yıldız ve arkadaşlarının omuzlarında; Sinyor Montella'nın taktik dehasının sonucu olarak değil.
Bursa'da 6 Golün Hıncı ve Tuzak Maç
Şimdi, Bursa'daki maça gelelim. Bu maç için Bursa’nın seçilmesi de anlamlı. Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımız ağırlıklı olarak Bursa’da yaşıyor.
Rakibimizin grupta 0 (sıfır) puanda olması kimseyi yanıltmasın. Bu, futbolun en tehlikeli senaryolarından biridir.
Bulgaristan'ın kaybedecek hiçbir şeyi yok. Ne Dünya Kupası iddiası ne play-off hedefi. Ama bir şeyleri var: Gururları ve geçmiş başarıları!
Evinde 6 gol yemiş takımın, rövanş maçına "centilmenlik" için çıkmasını beklemeyin. 6 golün hıncını çıkarmak, milletine kendisini affettirmek için oynayacaklar.
Bu, Montella ve takımımız için net "tuzak maç" demektir.
Hatırlayın; Kayseri’de oynanan maçta Galler karşısına çıkan takımımız, rakibini yense iş tamamdı ama olmadı. Bu sonuç, Kayseri’den sonra başımıza ne işler açmıştı!
Bu nedenle Bulgaristan maçını ke-sin-lik-le kazanmalıyız.
Bize 1 puan yetiyor diye "beraberlik" oynamak gibi bir lüksümüz yok.
Hemen arkasından İspanya maçı var.
Bu jenerasyonun kalitesi, bu rakibi Bursa'da yenmeye fazlasıyla yeterli. Ancak galibiyet, bireysel kahramanlıklarla değil, "akıllı" oyun sistemiyle gelmeli.
Bulgaristan'ın bekleyeceğimiz agresifliğini, Hakan Çalhanoğlu ve Arda Güler gibi pasörlerimizin sakin temposuyla kırmalıyız.
Eğer Montella, yine anlamsız kurguyla çıkar, oyuncu tercihlerinde hatalar yapar ve rakibin tuzağına düşerse, bu kolay görünen maçı kendimize eziyete dönüştürebiliriz.
Play Off Bileti Cepte, Peki ya Sonrası?
Bursa'da, muhtemelen play-off biletini cebimize koyacağız. Ve bu başarı, birileri tarafından belki de "Vincenzo Montella ile play-off'tayız" diye sunulacak.
Benim itirazım da tam olarak burada.
Başarı, bu parlak jenerasyonun hakkı, bu "idare eden", reaktif ve kimliksiz futbol olmamalı. Bu maç, sadece 3 puan veya 1 puan almak için değil, aynı zamanda bu takıma "oyun kimliği" kazandırma yolunda adım atıp atmadığımızı görmek için de fırsat.
Küçümsemek istemiyorum ama İspanya maçı öncesi de iyi bir test olmalı!
Şahsen, sistem beklentim düşük.
Muhtemelen yine bireysel bir yetenek kilidi açacak ve kazanacağız.
Fakattttt, Dünya Kupası'na gitmek istiyorsak, play-off'larda bizi bekleyecek dişli rakiplere karşı sadece "yeteneklerimize" güvenemeyiz. Bizim Çocuklara "sistem" lazım.
Ve o sistemin Montella ile geleceğine, ne yazık ki hala ikna olmuş değilim.
Uğurcan Çakır, Abdülkerim Bardakçı, Merih Demiral, Zeki Çelik, Ferdi Kadıoğlu, Hakan Çalhanoğlu, İsmail Yüksek, Arda Güler, Kenan Yıldız, Kerem Aktürkoğlu ve Barış Alper Yılmaz ilk 11’i ile sahaya çıkacak A Milli Futbol Takımımıza başarılar dilerken; Gürcistan ve Hırvatistan’da düşen uçaklarımızda hayatını bu vatana feda eden Şehitlerimize de Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun…
















