Reklam
R. Serdar Özmilli

R. Serdar Özmilli

Kiralık Kalem (Satılık değil ama)

TAHRİK. EDENLER VE TUZAĞA DÜŞENLER

02 Nisan 2021 - 11:11

Bir önceki yazımı okuyanlar, bu yazımla ilişkisini fark edeceklerdir.

Kırsalda, tek katlı bir yer evinde yaşamaktasınız. Farelerden dertlisiniz. Çare? Kedi. Edindiniz bir kedi. Ne beklersiniz ondan? Niçin? Çünkü FITRATI, değil mi? Özel bir eğitim vermenize bile gerek yok. Fareleri yakalayacak, sizi o dertten kurtaracak. Bu görevde kusur ederse? Siz de onu kapı dışarı edersiniz, değil mi?

Değiştirelim: Fare yakalaması için değil, sizin istediğiniz bir alanda eğitmek için bir kedi aldınız. Özel ihtimam gösterdiniz, çok emek verdiniz, eğittiniz, terbiye ettiniz. Örneğin, önüne koyduğunuz bir bezle döşemeleri silmeyi öğrendi. Kedi sizin, istediğiniz eğitimi vermekte serbestsiniz. Hattâ diyelim ki kedinize farelere ilişmeme, onlardan yararlanmama eğitimi verdiniz. Farelere bakmasını bile yasakladınız. Kedi bunu da öğrendi ve kabullendi. Başarısından dolayı onu ödüllendiriyorsunuz. Ama sizi dinlemez, kafasına göre takılırsa da cezalandırırsınız. Güzel…

Bir gün, kedinize birilerinin huzurunda şov yaptırıyorsunuz. Ama tam o sırada ortaya bir fare bırakılıyor. Hem de eğitilmiş bir fare. Evet, fıtratının yanı sıra, kedileri baştan çıkarmak için özel eğitilmiş, yönlendirilmiş. İşiniz allak bullak oluyor; kediniz sizin istediğiniz şovu yaparken fareye takılıyor… fare, kırıtmalarıyla, allığıyla pudrasıyla, mini eteğiyle, işveli bakışlarıyla kedinizi baştan çıkarıyor. Şov berbat oluyor. O şov için, büyük özen göstererek eğittiğiniz kedi, farenin tahrikine kapılıyor ve… N’aber? Şimdi, fare yakalamağa kalkışan kediyi cezalandıracaksınız… Normal mi? Normal, diyelim. Çünkü verdiğiniz terbiye boşa gitti; kediniz, fare tarafından tahrik edildi, şov güme gitti. Moraliniz bozulur. Kediye kızarsınız. Kediyi cezalandırırsınız. Adalet mi? Adalet, diyelim. Peki adalet tam sağlanmış oldu mu sizce? Fareyle ilgili ve tahrik edecek şekilde eğitip hazırladıktan sonra onu sahneye bırakanlarla ilgili hiç mi işlem yapmayacaksınız? Yapılan tahrik, yapanın yanına mı kalacak? E insaf yani!

Rahmetli kayınpederim, fakir, gariban bir adamdı. Evinin de içinde bulunduğu
1500 metre karelik bir fındık bahçesi vardı. Dip komşusu ise, hemen bitişiğinden başlayan 20 dönümlük fındık bahçesinin sahibiydi. Görüntüde bakkaliye işi yapıyordu ama bir sürü fındıklıkları, kirada yerleri, bankada yüklü miktarda parası… Parası bazı zamanlar bankada değil, başka ellerdeydi, çünkü tefecilik yaptığı da söyleniyordu. Bayramdan bayrama namaza gidip gitmediğini bilmiyorum ama akşamdaaaan akşamaaa şişeyi açtığını iyi biliyorum. Bu aç gözlü adam, kayınpederimin bahçesiyle hudut olan çiti her yenilediğinde seksen, doksan santim kadar kayınpederimin bahçesine giriyormuş. Kayınpeder uyarmış defalarca ama değişen bir şey yok. Yine böyle bir hamlesi sırasında kayınpederin sabrı taşıyor ve bağırıp çağırıyor. Ama beriki pişkin, öyle lâflar ve hattâ öyle küfürler ediyor ki kayınpeder kapıyor baltayı ve o adamın ne kadar fındık ocağı ne kadar ağacı varsa deviriyor aşağı. İş mahkemeye intikal ediyor. Kayınpeder yaş kesti. Hem de başkasının ağaçlarını. Yaş kesen, suçlu elbette. Merhamet edilmeden cezası verilmeli. Ama onu bu haltı karıştırma konusunda tahrik eden Bay Akşamcı’ya hesap sorulmasın mı? Onun hiç mi suçu yok? Pek çok cinayetin arkasında ağır tahrik bulunmuyor mu?

Adam, direksiyonun başına oturmuş, gayet düzgün bir şekilde efendi efendi aracını sürmekteyken, arkadan bir trafik canavarı, sapıkçasına geldi ve şerefsizce bir sollama yaptı. Bir de dât dât korna çaldı. Artist ya! Ve fırtına gibi basıp gitti. Birinci adam, allak bullak olmuştu. Ne sinirlerine ne direksiyona hakimiyeti kalmıştı. Zikzaklar çizdi. Az ileride yol kenarında park etmiş bir diğer araca çarptı. Çarpılan aracın sürücüsü geldi. Sonra… Sonrası, bildiğiniz hikâyeler gibi. Aslında iki mağdur, birbirleriyle sövüşmek, dövüşmek durumunda kalmışlardı. Şükür ölüm olmamıştı ama çarpan sürücü mahkemenin yolunu tutacaktı. Peki ya o şerefsiz sapık? Şerefsizliği de sapıklığı da kaynadı gitti. Bu şerefsiz, kaza yapan adamın o şok hâlinde, büyük ihtimalle aklına bile gelmedi. Yine çok büyük ihtimalle plakası bile tesbit edilemedi. Velev ki tesbit edilseydi, ne bedel ödeyecekti? Koca koca sıfır’lar, hiç’ler. Yaptığı tahrik yanına kâr kaldı. Oysa hesap vermesi gereken öncelikli suçlu o değil miydi?

Annemin babası rahmetli dedem, iyi bir insan, cami yaptırmış bir dindar idi. Rahmetli annem anlatmıştı: Genç dönemindeyken, kendisinin (dedemin) akrabası olan bir kadın, O’na (Gerekçesini bilmiyorum.); “Sen ne biçim erkeksin? Tütün içip savurmazsan, rakı içip bağırmazsan, sana erkek denir mi!” gibi sözler söylermiş. Bu sözler dedemi tahrik etmiş, sigara ve alkollü içki içmeye başlamış. Gerçekten. Bir süre sonra, bilmem hangi sebeple hatasını anlamış ve tövbe edip tekrar doğru yola yönelmiş. Kimmiş bu kadın, bilmiyorum; ayrıntıları anneme sormamıştım. Düşününüz bu olay, belki seksen doksan yıl önce cereyan etmiş. Şeytan hiç değişmiyor. Tahrike bakar mısınız? Allah, umulur ki dedemi affetmiştir. Ama doğrusu, o tahrikçi kadının affedilmesi hiç hoşuma gitmezdi.

Çocukluğumuzda, pazara, bakkala zembil ile gidilirdi. Eve getirdiğin şeyleri alamayanlar vardır ve sen de bütün yoksullara o şeyleri dağıtamayacağına göre… Sen tut meskenini altınlarla, gümüşlerle doldur, sonra da aç kapıları, pencereleri ve hattâ perdeleri... Yetmedi, orana burana tak takıştır, teşhir et. Yani bir bakıma fakiri fukarayı tahrik et… Elbette kim olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun senin malına el uzatmak gerçek bir suçtur. Mutlaka cezalandırılmalıdır. Ama sana da yaptığın tahrikten dolayı hesap sorulmalıdır.

Sizler biliyorsunuzdur, hemen her konuda tahrik yapılabilir. Ve tahrik’in türlü türlü yolları vardır. Nefsiyle mücadele ederek sınav vermek için Dünya’ya gönderilen insanoğlu, zaten çoğu zaman nefsine yenik düşme ve yanlışlar yapma, suçlar işleme eğilimindedir. Bir de tahrikler söz konusu olursa, maalesef kötülük gayyasına yuvarlanmaktan kurtaramaz kendisini. Şeytan, bilerek veya bilmeyerek kendisine yardım eden işbirlikçileriyle, âdemoğlunun işini daha da zorlaştırmaktan haz duymaktadır. Onu devamlı kötülüğe tahrik etmektedir. Bu, Hazret-i Âdem’den beri böyle sürüp gitmektedir.

Şimdi:
Cinsellik, yani karşı cinse ilgi, fıtratımıza konulmuş bir özelliktir. Aynen kedinin fıtratına fareyi yakalama güdüsünün konulduğu gibi. Cinsel güdünün, eğilimin eski adı, kuvve-i şeheviyedir. Bu kuvve, hem ailede eşler arasında zamk işlevi yapar hem de neslin devamına vesile olur. Yani bir nimettir. Ancak bu kuvve, aynı zamanda bir sınav sorusu olarak da çıkar karşımıza. Sınavda başarılı olmanın, olabilmenin yolları, yöntemleri, bizi sınava tâbi tutan Yaratıcımız tarafından bize öğretilmiştir. Neyin doğru, neyin yanlış olduğu, ölçü, hudutlar, güzelce anlatılmıştır. Beri taraftan da nefsimiz bu ölçülerin dışına çıkma, yanlışlara yönelme isteğiyle irademizi zorlamaktadır. Bu konuda hayvanlar gibi olma eğilimi bizi kuşatmaktadır. Haram, çoğu zaman Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “zehirli bir bal” niteliğindedir. Yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “helâl dairesi keyfe kâfi” gelecek genişlikte olmasına rağmen, nefis daima gayr-i meşrû olanı, yasak olanı, (birey için de toplum için de) zararlı olanı arzulamaktadır. (Özellikle erkekler için) nefis, her önüne gelen karşı cinsle her şeyi yapabilmeyi arzulamaktadır. Şimdilerde, dejenere olmuş medeniyet, kolu kanadı kırılmış ahlâk, unutulmuş edep, tanımı değişmiş namus mantaliteleri, kadınları da aynı sapkınlığa sokmuş bulunmaktadır ama...

Evet, cinsellik konusunda zaten yanlışlar yapmaya, suçlar işlemeye meyilli insanoğlu, bu zaafının yanı sıra müthiş bir tahrik bombardımanına maruz kalmaktadır. Şeytan boş durmamaktadır. Pek çok işbirlikçisi de para kazanma hırsıyla, şöhret tutkusuyla, nefislerinin oyuncağı olma hamakatiyle zavallı insanları şehvet’e tahrik etmek için harıl harıl çalışmaktadırlar.

Şarkıların, türkülerin sözleri, şiirler, müzik kliplerindeki görüntüler, diziler, filimler, her türlü reklâmlar, pompalanan giyim modaları, gazeteler ve dergiler, romanlar, öyküler hep şehvet kokmaktadır. Öyle televizyon kanalları var ki yirmi dört saat boyunca yalnızca şehvet haplarının, kremlerinin, spreylerinin (hem de berbat görüntüler eşliğinde) satışını yapmaktadır.

Sokaklardaki manzaralar, erkek kadın, genç yaşlı, hepimizin şuur altına şehvet tembihleri ekmektedir. Çiftlerin sokaklardaki, kamu alanlarındaki, toplu taşıma araçlarındaki ilişkileri, tiksiniyor olsak bile şehvet konusunda hafızamıza tahrikler kazımaktadır.

Teknoloji ise maalesef cinsellik konusunu bütün edepsizliğiyle, altı yedi yaşındaki çocukların bile gözleri önüne sermektedir. Bu durum çok uzun bir süredir ağırlaşarak devam etmektedir. Erkek olsun, kadın olsun, insanlar yoğun bir tahrik bombardımanı altındadırlar ve azdırılmaktadırlar. Özgürlükçüler, feministler ve benzerleri, yangına körükle gitmektedir. Fareyi alla pulla, kıçını başını aç, kırıtsın diye ortaya bırak. Sonra da kediye, fareye saldırdı diye, sataştı diye ve hattâ baktı diye suç isnadında bulun! Yukarıdaki misallerimi bu açıdan lütfen bir daha okuyuverin.

Bayanlar baylar, ortam, her konuda tahrik sağanağı altında. Bu sağanak, cinsellik, şehvet konusunda çok daha korkunç bir durumdadır. EVET, HER ŞEYE RAĞMEN CİNSELLİK SUÇU İŞLEYEN ERKEKLER VE KADINLAR, EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMALIDIRLAR. ZİNA SUÇUNUN İSLÂM’DAKİ KARŞILIĞINI, BİLMEYENLERİNİZ LÜTFEN ARAŞTIRSINLAR. AMA KONUYLA İLGİLİ TAHRİK BOMBARDIMANI YAPAN KİŞİLER, İŞLETMELER, KURUMLAR DA MUTLAKA HESABA ÇEKİLSİNLER. İNSAN OLARAK DA MÜSLÜMAN OLARAK DA ÇOK BÜYÜK BİR TACİZ, DAHA DOĞRU İFADESİYLE ZULÜM ALTINDAYIZ.

Bütün bunları, medyadan sıkça duyduğumuz şu taciz maciz olayları üzerine yazdım. Gerçekten bir taciz, hele bir tecavüz söz konusuysa yapana en yakışan, en ağır cezayı veriniz. Tekrar rica ediyorum: İslâm’da bu suçun cezasını bilmeyenler, lütfen öğrensinler. Ama Allah aşkına, varlık sebebimizin seks olduğunu pompalayan neşriyattan da; kadını olması gereken yerden alıp ortalığa salıverenlerden de; konuşurken, bakışırken, gülüşürken, gezip tozarken, kırıtırken, giyinirken (soyunurken demek lâzım), erkekleri tahrik etmekten (maalesef örtülülerin bile bir kısmı aynı durumda) başka hesap yapamayacak kadar kuş beyinli dişi şeytanlardan da hesap sorunuz. Aksi takdirde tacizler, tecavüzler, boşanmalar, kadın cinayetleri artarak devam edecektir ve yetiştirdiğimiz çocuklarımız asla mutlu olamayacaklardır. Vesselâm.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum